Sükûnu nerde bulur âh kalb-i mehcûrum?
Derûn-i sînede bin herc ü merc-i dâim var!
(Rahatı nerede bulur âh bu terk edilmiş kalbim?
Göğsümün derinliğinde binlerce bitmeyen kargaşa var.)
Sıkınca rûhumu ba’zen metâlibiyle hayât,
Olur yegâne mesîrem mahalle-i emvât .
Muhît-i velveledârında zindegânînin,
Ferağ-ı dâimî yoktur hayât-ı sânînin .
(Hayatın istekleri bazan ruhumu sıktığında,
Tek gezinti yerim ölüler mahallesi olur.
Çünkü diriler dünyasının gürültülü ortamında
İkinci hayatın o sürekli ihtiyaçtan uzak tutan huzurlu havası yoktur.)
Mâsivâ bir şey midir, boş durmuyor Hâlik bile:
Bak tecellî eyliyor bin şe’n-i gûnâgûn ile.
Ey, bütün dünyâ ve mâfihâ ayaktayken, yatan!
Leş misin, davranmıyorsun? Bâri Allah’tan utan!
Durma, mâzî bir mugaylanzâr-ı dehşetnâktir ;
Git ki, âtî korkusuzdur, hem de kudsî hâktir!
(Durma, geçmiş bir korkulu dikenliktir;
Git ki, gelecek korkusuzdur, hem ne güzel topraktır!)
Varmak istersen -diyor Sa’dî- eğer bir maksada,
Tuttuğun yollar tükenmekten muarrâ olsa da;
Şedd-i rahl et, durmayıp git, yolda kalmaktan sakın!
Merd-i sâhib-azm için neymiş uzak, neymiş yakın?
Hangi müşkildir ki, himmet olsun, âsân olmasın?
Hangi dehşettir ki insandan hirâsân olmasın?
(Varmak istersen -diyor Sa'di eğer maksada,
Tuttuğun yollar hiç bitmeyecek gibi olsada;
Yola devam et, durmayıp git, yolda kalmaktan sakın!
Azim sahibi insan için neymiş uzak, neymiş yakın?
Hangi güçlüktür ki gayrete gelince kolaylaşmasın?
Hangi korkunç şey varki insandan korkmasın?)