O kadar basit değildi tabii ki. İnsan bir işte yıllarca çalışınca zamanı başkasına aittir. Yani, sekiz saatlik vardiyada bile günün elinden alınmıştır. Buna işe gidip gelme süresini, yemek yemeyi, uykuyu, yıkanmayı; giysi, otomobil, lastik, akü satın almayı; vergi ödemeyi, sevişmeyi, ziyaretçi ağırlamayı, hastalanmayı; kaza yapmayı, uykusuzluğu, çamaşırı, hırsızlık endişesini, iklimi ve diğer şeyleri eklersen, insanın kendine zamanı kalmaz. Ve mesai duyurusu yapıldığında bu gerekliliklerin bazılarını iptal etmek gerekir, uyku gibi, hatta sevişme gibi. Ne lan bu? Üstelik beş buçuk haftalar, altı günlük haftalar vardı ve Pazar günleri senden kiliseye gitmen ya da akrabalarını ziyaret etmen bekleniyordu, hatta ikisi de. "Sıradan insan hayatını sessiz bir çaresizlik içinde sürdürür," diyen adam kısmen doğru bir şey söylemiş. Fakat iş insanları yatıştırır, yapacak bir şey sunar onlara. Çoğunu düşünmekten alıkoyar. Erkek ya da kadın, insanlar düşünmeyi sevmezler. Onlar için iş mükemmel bir sığınaktır. Onlara ne yapacakları, nasıl yapacakları ve ne zaman yapacakları söylenir. 21 yaş üzerindeki Amerikalıların % 98'i çalışıyor, yürüyen ölüler. Bedenim ve aklım bana 3 ay sonra onlardan biri olacağımı söylüyordu. Duraksadım.