İş ilanlarına bakmak gelmiyordu içimden bir türlü. Bir masaya oturmuş birinin önünde durup iş istediğimi; o işe uygun olduğumu söylemek çok zor geliyordu bana. Samimiyetle söylüyorum, yaşam beni dehşete düşürüyordu. Yemek, uyumak ve çıplak dolaşmamak için insanın yapmak zorunda olduğu şeyler ürkütücüydü. Ben de yatakta kalıp içiyordum. İçtiğin zaman dünya yine ordaydı, kaybolmuyordu ama boğazına sarılmıyordu en azından.
New Orleans günlerimi anımsadım, yazabilme özgürlüğüne sahip olabilmek için haftalarca beş sentlik gofretlerle beslendiğim günleri. Ama açlık maalesef insanın sanatına katkıda bulunmuyordu. Zedeliyordu sadece. İnsan ruhunun kökleri midededir. Güzel bir biftegi midene indirip viskini içmişsen beş sentlik gofretle beslenen adamdan çok daha iyi yazarsın. Aç sanatçı efsanesi bir aldatmacadır.
Her seyin bir aldatmaca olduğunu idrak ettiğin an uyanıp insanları kanatmaya, mahvetmeye
çalışırsın. Çaresiz kadın, erkek ve
çocuklardan bir imparatorluk kurabilirdim.