İşte böyle, aylarca süren bekleme, yanıtsız kalan mektuplar, amaçsız telefon görüşmeleri Mah-Jong olayı, yalancılık ve ikiyüzlülük, hoppalık ve kadınsı soğukluk sonucu umutsuz bir aygıra dönüşen ben, adına Insomnia denen uykusuzluk şeytanıyla boğuşmaya başladım. Sabahın üçünde, dördünde ve beşinde sıçrayarak uyanıp kendimi duvarlara yazı yazmaya verdim: "Senin suskunluğunun hiçbir anlamı yok benim için; benim suskunluğum seninkini bastıracak" ya da "Güneş battığında ölüleri sayarız" ya da bir dosttan alıntıladığım, "Beni bulmamış olsaydın arıyor da olmazdın." Ya da Japonca Tokyo hava raporu: "Kumori to- ki-doki ame"20 gibi kırık dökük tümceler. Bazen yalnızca, “İyi geceler!" (O yasumi nasai!) İçimde yeni bir delilik tohumunun yeşerdiğini duyumsamaya başlamıştım.