Porsche’u geri vitese takıp garajdan çıkarırken yanağımda ölü bir boşluk hissettim, Harriet’in bana güle güle öpücüğü kondurmadığı yerde. Çeyrek yüzyıldır hayatımızın bir parçası olmuştu güle güle öpücüğü. Bir keşişin dua tespihinin tanelerinden birinin eksikliğini hissettiği gibi hissediyordum o öpücüğün eksikliğini.
Köpekti, insan değil, bir hayvan, ama zamanla dostum olacak, beni gururlandırıp dertlerimi unutturacaktı. Tanrı’ya benim hiçbir zaman olamayacağım kadar yakındı ve okuma yazması yoktu, daha iyisi can sağlığıydı. O da uyumsuzun tekiydi benim gibi. Ben dövüşüp kaybedecek, o ise dövüşüp kazanacaktı.
Yazmadığım kitaplar, görmediğim yerler, hiçbir zaman sahip olamadığım Maserati, arzuladığım kadınlar, Danielle Darrieux, Gina Lollobrigida ve Nadia Grey. Senaryolarımı kan damlayıncaya kadar doğrayan eski konfeksiyoncu patronlarıma karşı zafer demekti. Ünlü üniversitelerde okuyan, dünyaya çok şey vaat eden çocuklara sahip olma düşümdü. Sevgili Rocco’m gibi bitmek bilmeyen günlerimin acısını hafifletecek, yaralarımı saracak, çocukluğumun yoksulluğunu ve geleceğimin umutsuzluğunu unutturacaktı.
“O zamanlar seni tavlamaya çalışıyordum. Tanrım, Harriet, o kadar uzun zamandan beridir evliyiz ki bazen senin de duyguların olduğunu unutuyorum. Evlilik insanı gaddarlaştırıyor. Baba olmak da öyle. İşsiz olmak da öyle.