Zeynep tunç

Zeynep tunç
@zeyneption
Bugün kalktığında gün boyu bir yalancıya, bir hırsıza, zina işleyen birine, bir katile rastlayacağını düşün. Onlara insan gibi davranacağını anımsa. Çünkü onlar tıpkı senin gibi insandırlar bu yüzden onlarsız olamazsın tıpkı alt çene kemiğinin üst olmaksızın olmayacağı gibi. Markus aurelius için en önemli olan başka insanların davranışlarının benim için elverişli olup olmadığını belirlemek değil, onların -insan oldukları ölçüde- bana denk düştüklerini bilmektir. Onlarla ilişki kurduğunda bunu hiç unutmamalıyım. Ne denli kötü olurlarsa olsunlar insanlıkları benimkine denk düşer, onu güçlendirir. Onların insanlığı olmaksızın belki gene yaşayabilirdim ama insanca yaşayamazdım. Birkaç takma dişim ya da iki çürüğüm olsa da yemek saati geldiğinde üst çene kemiğine yardım eden bir alt çene kemiğine güvenebilmek önemlidir. Bir insanın ilgimi çekmesinden üstün bir şey yoktur. Söyle bana sevilmekten daha güzel ne var parayı gücü ya da saygınlığı isteyen kişi bu zenginlikleri insanın sevildiği zaman karşılığında hiçbir şey ödemeksizin aldıklarının yarısını satın alabilmek için istemiyor mudur? Kim beni gerçek anlamda benim gibi tıpkı benim gibi işleyen bir başka varlıktan çok sever, kim beni insan gibi salt bunun için sevebilir. Hiçbir hayvan ne denli sevgi dolu olursa olsun bir başka insan varlığının bana verdiği sevdiği kadar sevgi veremez, hatta bu insan biraz sevimsiz bile olsa. Kuşkusuz insan varlıklarına çok kez sakınımla davranmak gerekir ama bu sakınım kuşku ya da kötücülük anlamında değil kırılgan nesnelere ve hatta en kırılgan şeylere gösterilen Özen anlamındadır. Çünkü basit şeyler değildir bunlar bizi başka insanlara bağlayan saygı ve dostluk kendim de bir insan olduğumdan benim için dünyadaki en değerli şeydir. Bu yüzden insanlarla bir ilişkim olduğunda her şeyden
Sayfa 89·Kitabı okudu
1000Kitap
Reklam
Zamanın ilerleyişini nasıl hız vereceğini bilemeden, ne kadar süre sonsuzluk gibi gelecek ona kim bilir.
Sayfa 40·Kitabı okudu
Edebiyat
İşte bir talihsizlik yaşamanın bir sakıncası daha, ateş düştüğü yeri yakar, dinlemeye ve acıyı paylaşmaya hazır olanların sabrı, yaşananların bıraktığı etkiden daha kısa ömürlüdür daima, koşulsuzluk tedüzelikle bezendiğinde asla çok uzun değildir. Ve böylece er ya da geç kederli insan bir başına kalır, henüz acısı dinmediği hala yatıp kalktığı yegane dünya alan o konudan artık bahsedip durmasına izin verilmediği halde, zira bu ızdıraplı dünya dayanılır gibi değildir ve insanın içini dehşet salar. İnsan o zaman başkaları açısından, herhangi bir mutsuzluğu paylaşmanı belli bir sosyal müddeti olduğunu fark eder, kimse acıyı anlamaya alışkın değildir, bu manzara sadece belli bir süreliğine tahammül edilebilir bir şeydir, bir diğer yandan seyreden ve eşlik edenler açısından, bunun için de kendilerine kaçınılmaz, olmazsa olmaz, kurtarıcı ve yararlı görenler açısından hala biraz şaşkınlık ve yüzsüzlük de vardır ve belli oranlarda kendini önemseme de. Ama bir şeyin değişmediğini ve acı çeken insanın bir adım ileri gidip acıdan sıyrılamadığını fark edince, kendilerine hakarete uğramış, lüzumsuz hissederler, bunu neredeyse bir aşağılama olarak algılayıp uzaklaşırlar: 'Yetmez mi bu kadar acaba? Onun yanında olduğum halde kuyudan neden çıkmıyor hala? bu kadar zaman geçmiş olmasına rağmen, o kadar dikkatini dağıtmama ve tesellime rağmen neden acaba bu denli ayak diriyor? Başını kaldıramıyorsa batsın ya da kaybolup gitsin, ne yapayım o zaman.' Bunun üzerine morali bozulan en sonuncuyu yapar geri çekilir ortadan yok olur, saklanır.
Sayfa 56·Kitabı okudu
Edebiyat
Aslında, dünya pek az ölenlerin, çoğunlukla yaşayanların dünyasıdır.
Sayfa 65·Kitabı okudu
Edebiyat
Anlaşılan bize kalan şey, önümüzdeki o uzun hayattır ve henüz ölüm tazeyken adeta bizi peşlerinden sürüklemek istercesine çok kuvvetli bir çekim uygulayan hayaletlerin ardından gitmeyi değil de dünyada kalmaya karar verdiğimizde, oyaları nasıl kat etmeyi istediğimizdir baki olan...
Sayfa 108·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam