Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı;
aydınlatamadın. Bir vücudu vardı; besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı! İşletemedin. Onu, hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi biti.
Şimdi, elinde orak, buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki, ne biçeceksin? Bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi?
Bunun nedeni, Türk aydını, gene sensin! Bu viran ülke ve yoksul insan kitlesi için ne yaptın? Yıllarca, yüzyıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa halinde katı toprak üstüne attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun.
Dede Korkutda bir tabir var: Böğür, böğür. Ben,
işte böğür böğür ağlamak istiyorum. Nereye gideyim? Benim yerim neresidir?
Kimlere doğru varayım? Beni kimler anlar? Kimler derdime deva bulur? Beni bu
illetten, beni bu gurbetten kim kurtarabilir? Hangi kardeş? Hangi hemşire?
Hangi can yoldaşı? Hey, ana toprak, ne kadar merhametsiz, ne kadar katısın?
Benim ıstırabıma ne kadar yabancısın? Ben senin üvey evladın mıyım? Yoksa
sen mi benim üvey anamsın? Eğer, ben senin üvey evladın isem bu kolu kimin
yoluna feda ettim? Niçin şu anda, bu genç yaşımda bir derenin kenarında bir
insan viranesiyim?
Sayfa 83 - ruhun cektigi bu izdirabi kimler anlar·Kitabı okudu