Artık ne kenti ne sokağı hissediyordum, ne sokağın adını ne de kendi adımı; burada yabancı olduğumu, tanımadığım bir yerde her şeyden müthiş bir biçimde arınmış olarak durduğumu duyumsuyordum yalnızca; hiçbir amacım, mesajım, bağlantım olmadığı halde çevremdeki hüzünlü yaşamı derimin altından akan kanım kadar yoğun algılıyordum. Hiçbir şeyin benim için gerçekleşmediği, ama yine de her şeyin bana dahil olduğu duygusunu taşıyordum yalnızca.
Gölgeler dışında hiçbir şey bilmiyordum ve onların gerçek olduklarını sanıyordum. Sen geldin -ah, benim güzel sevgilim!- ve ruhumu hapisten kurtardın. Hakikatin ne olduğunu bana sen öğrettin.
Kendi kendisini kınamaktan zevk alıyordu. Kendimizi suçladığımızda hiç kimsenin bizi suçlamaya hakkı olmadığını hissederiz. Günahlarımızın bağışlanmasını sağlayan rahip değil itiraflardır.