Ama bütün içtenliğime rağmen, benim sözlerim onunkiler kadar güçlü ve sahici değildi. İlk o söylemişti, Füsun'dan sonra söylediğim için benim hakiki aşk sözlerime bir teselli, nezaket ve taklit tınısı sinmişti. Dahası, o anda ben gerçekten ona, onun bana âşık olduğundan daha da çok âşık olsaydım bile (bir ihtimal bu doğruydu da), aşkının aldığı korkutucu boyutu ilk Füsun itiraf ettiği için, oyunu o kaybetmişti. Nereden, hangi rezil tecrübelerden edinmiş olduğumu bilmek bile istemediğim içimdeki "aşk bilgesi", tecrübesiz Füsun’un, benden daha içten davrandığı için "oyunu" kaybettiğini sinsice müjdeliyordu bana. Bundan, artık kıskançlık derdimin takıntılarımın sona ereceği sonucunu çıkarabilirdim.
Agnes parmaklarını gevşettiğinde, kocası hâlâ ona bakıyor. Agnes elini kocasının elleri arasına bırakıyor.
"Ne buldun?" diyor kocası.
"Hiçbir şey," diye yanıtlıyor Agnes. "Kalbini."
"Kalbim hiçbir şey mi?" diyor kocası, kızmış gibi numara yaparak. "Hiçbir şey, ha? Bunu nasıl söylersin?"
Agnes belli belirsiz gülümserken, kocası elini sımsıkı göğsüne bastırıyor.
"Hem o kalp sana ait," diyor, "bana değil."