.....
Duygusal izolasyon bir baloncuğun içine alır insanı. İçeri bir şey giremez, dışarı bir şey çıkmaz. Yaşamı bir cam arkasından yaşayan insan böylece acıdan “korunmuş” olur fakat aynı zamanda da bir şeylerden mahrum kalır. İzolasyon, duygusal voltajın yüksek geldiği yerlerde devreye giren bir uyku modu gibidir. Bir ayrılığın ortasında acıyı hissedememek, kayıpla karşı karşıyayken kederlenememek, olumsuz ihtimaller ortasında kaygılanamamak, bilmek, duymak, görmek, ama temas edememektir.
.....
Ben yalanı severim! Yalan, insanların bütün öteki yaratıklara karşı biricik üstünlüğüdür! Yalan söylersin ve böylece gerçeğe ulaşırsın! Ben yalan söylediğim için insanım. Önceden on dört kez, hatta belki de yüz on dört kez yalan söylemeden hiçbir gerçeğe ulaşılmamıştır. Ve bu kendine göre onurlu bir iştir. Oysa biz yalanı bile kendimiz kıvıramayız! Bana bir yalan söyle, ama bu yalan senin olsun, senin uydurduğun bir şey olsun, alnından öpeyim! Kendine ait bir yalan, başkalarına ait gerçekleri tekrarlamaktan belki de daha iyidir. Birincisinde sen bir insansın, ikincisinde ise bir papağan! Biz şimdi neyiz? Biz şimdi ayrıcalıksız hepimiz, bilimde, gelişmede, düşüncede, buluşta, ülküde, istekte, liberalizmde, akılda, tecrübede, her şeyde, her şeyde, her şeyde daha kolej hazırlık sınıfındayız! Başkalarının aklıyla yetinmek hoşlarına gidiyor, alışmışlar bir kez!