Özgür Kök

Özgür Kök
@zgrkk
19 okur puanı
Ağustos 2019 tarihinde katıldı
Henüz bir aylık olduğunu ve seni emzirmek için sabahın Saat 2:00'sinde yataktan sendeleyerek kalktığımı hatırlıyorum. Odan pişik kremi, talk pudrası ve köşedeki çöp kutusundan yükselen hafif bir amonyak esintisinden oluşan o 'bebek kokusu'yla dolu olacak. Bebek karyolana eğilecek, ağlayan silüetini kucağıma alacak ve sallanan sandalyeye oturup seni emzirmeye koyulacağım. İngilizcede bebek anlamına gelen 'infant' kelimesi Latincede 'konuşamayan' anlamına gelen sözcükten türetilmiştir, fakat sen tek bir şeyi kusursuz bir kabiliyetle söyleyebileceksin: “Sıkıntım var.” Ve bunu herhangi bir yorulma veya tereddüt belirtisi göstermeden yapacaksın. Bu beyana gösterdiğin kesin sadakat hayranlık duyulası. Ağladığında zulmün hayat bulmuş hâline dönüşüyorsun ve vücudundaki her bir kas bu duyguyu yansıtıyor. Komik, çünkü sakin olduğunda da etrafına ışık yayıyormuş gibi görünüyorsun. Eğer böyle anlarda biri senin bir portreni çizecek olsa ona haleyi eklemeyi unutmaması için ısrar ederdim. Ama mutsuz olduğun zamanlarda bir klaksona, ses yaymak için imal edilmiş bir şeye dönüşüyorsun. O anlarda çizilecek portren ise bir yangın alarmı olmalı.
“So—laaa—” diye bağırdı megafon. “Sol, sol, sol...” “Sol,” dedi Hacketts kendi kendine. Ve Hacketts o sabah teftişte olanlar yüzünden diğer herkes izindeyken bu hafta kışlada nasıl yalnız kalacağını düşündü. Yeri paspaslayıp kuruladıktan ve ranzasının yanındaki pencereleri sildikten ve battaniyelerini sıkıca örttükten ve diş macunu tüpünü, tıraş köpüğü tüpünün soluna koyduktan ve iki tüpün de kapağını koridordan öbür yana çevirdikten ve sandıktaki çoraplarını ağızları yukarı doğru yerleştirdikten ve sefertasını ve bardağını ve kaşığını ve çatalını ve bıçağını ve matarasını parlattıktan ve tahta tüfeğini cilaladıktan ve taklit madeni kısmını kararttıktan ve ayakkabılarını parlattıktan ve ranzasının altındaki yedek ayakkabısının bağcıklarını bağladıktan ve askılarındaki giysilerini (iki zeytuni gömlek; iki zeytuni pantolon; üç haki gömlek; üç haki pantolon; çapraz dokumalı kumaştan iki gömlek; çapraz dokumalı kumaştan iki pantolon; saha ceketi; zeytuni merasim gömleği; zeytuni yağmurluk) sırasıyla astıktan ve bütün ceplerini boşaltıp ilikledikten sonra denetleme subayı gelip de, “Hey, asker, fermuarın açık, sana izin yok,” demesin mi ve— “Dööön.”
“Anne nerede Allah aşkına” dedi Anita, Finnerty konusunu değiştirerek. Anne, Kroner'in karısıydı. Cemiyet toplantılarına her zaman getirir, diğer eşlerin yanına bırakıp seksen kiloluk cüssesini geri alıp sevgiyle eve taşıma vakti gelene kadar unuturdu.
Gençler dönüp coşkuyla Paul ve Anita'yı selamladılar; tavırlarında neşeli bir yağcılık vardı ve sanki iyi vakit geçirmek sırf onların tekelindeymiş gibi kendilerinden yaşlıları cömertçe buna katılmaya davet eder havasındaydılar.
“Na—nasıl geldim buraya ben?” “Bunu size ancak bir başka Dünyalı açıklayabilir. Dünyalılar müthiş açıklayıcılardır; bir olayın neden böyle yapılandığını açıklar, diğer olaylara nasıl erişilebileceğini yahut diğer olaylardan nasıl kaçınılabileceğini anlatırlar. Bense Tralfamadorluyum; zamanın tümünü sizlerin dağları gördüğünüz gibi görürüm. Zamanın tümü, zamanın tümüdür. Değişmez. Uyarılara veya açıklamalara gelmez. Vardır, o kadar. Andan âna bakarsanız hepimizin, daha önce de söylediğim gibi, kehribardaki böcekler olduğunu anlarsınız.” “Hür iradeye inanmıyormuşsunuz gibi geldi bana,” dedi Billy Pilgrim. “Dünyalıları incelemeye bunca zaman harcamasaydım,” dedi Tralfamadorlu, “hür irade” derken neyi kastettiğinizi kavrayamazdım. Evrende, üzerinde yaşam bulunan otuz bir gezegeni bizzat ziyaret ettim ve yüz küsur diğerine dair raporları okudum. Hür irade lafına bir tek Dünya'da rastladım.”