“So—laaa—” diye bağırdı megafon. “Sol, sol, sol...”
“Sol,” dedi Hacketts kendi kendine.
Ve Hacketts o sabah teftişte olanlar yüzünden diğer herkes izindeyken bu hafta kışlada nasıl yalnız kalacağını düşündü. Yeri paspaslayıp kuruladıktan ve ranzasının yanındaki pencereleri sildikten ve battaniyelerini sıkıca örttükten ve diş macunu tüpünü, tıraş köpüğü tüpünün soluna koyduktan ve iki tüpün de kapağını koridordan öbür yana çevirdikten ve sandıktaki çoraplarını ağızları yukarı doğru yerleştirdikten ve sefertasını ve bardağını ve kaşığını ve çatalını ve bıçağını ve matarasını parlattıktan ve tahta tüfeğini cilaladıktan ve taklit madeni kısmını kararttıktan ve ayakkabılarını parlattıktan ve ranzasının altındaki yedek ayakkabısının bağcıklarını bağladıktan ve askılarındaki giysilerini (iki zeytuni gömlek; iki zeytuni pantolon; üç haki gömlek; üç haki pantolon; çapraz dokumalı kumaştan iki gömlek; çapraz dokumalı kumaştan iki pantolon; saha ceketi; zeytuni merasim gömleği; zeytuni yağmurluk) sırasıyla astıktan ve bütün ceplerini boşaltıp ilikledikten sonra denetleme subayı gelip de, “Hey, asker, fermuarın açık, sana izin yok,” demesin mi ve— “Dööön.”