Özgür Kök

Özgür Kök
@zgrkk
Karanlık gündönümü geliyor tam da doğru anda. Ağarmış ay, sefil, yaşlı bir kafatası gibi parıldıyor. Yapraklar buruşup dökülüyor. Yangınlar sönüyor. Güvercin, bitkin, toprağa süzülürken kanatlarını çırpamıyor, çırpınıyor. Mora çalan kan daralan damarlarda duracak gibi şimdi; ayaz, kasılan kalbi eziyor; ruh büzüşüyor; ayağa bile güvenilmez şimdi. Kelimeler çuvallıyor. Kılavuzlar kaybolduklarını itiraf ediyorlar. Katı olan her şey saydamlaşıyor. Şeyler sona eriyor. Renkler soluyor. Gri zamanlar bunlar, korkum o ki bugünlerde daha da grileşecek Evin kiracıları; kuru bir beynin düşünceleri kurak bir mevsimde.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
“Derbide kimi tutuyorsun?” diye sordum. Başını salladı. “Ne anlarım ben atlardan?” dedi. Kalbi bir on sene daha atacak olsa da babamın aslında uzun süredir ölü olduğunu o gün anladım. Tepki vermeyi bırakmıştı. Dünya onu yenmişti.
Huysuz ihtiyar George Schiele bu, Hans’ın babası. Mısır tarlasının uzak bir köşesinde çalışıyor. David, Schieleler’in en yaşlısı olan bu adamın zihnine daha önce girmedi. Nemrut ve ürkütücü bir karakter, altmışını devirmiş, az konuşuyor ve çiftliğin bütün günü alan işlerini görürken geniş çeneli yüzü çatık kaşlı, soğuk ve sert bir ifadede donup kalmış gibi somurtuyor. David ara ara adamın toplama kampına atılanlardan biri olup olmadığını merak ediyor, Schieleler’in Amerika’ya 1935’te geldiğini biliyor oysa. Çiftçinin yaydığı aura öyle nahoş ki David şimdiye kadar ona hiç bulaşmadı, ama alabalık yüzünden sıkıntıdan patlamak üzere olduğundan Schiele’ye kayıyor, anlaşılmaz Almanca düşüncelerin yüzdüğü kalın katmanları geçip çiftçinin ruhunun bodrum katına, özünün yaşadığı yere iniyor. Şaşkınlık: ihtiyar Schiele bir mistikmiş meğer, bir esrik! Haşinlik yok burada. Karanlık ve Luthervari bir kindarlık yok. Safi Budizm bu: Schiele tarlalarının bereketli topraklarında durmuş, ayağı yerde sağlam, çapasına dayanarak evrenle bütünleşiyor. Ruhu Tanrı’yla dolup taşıyor. Şeylerin, her şeyin birliğine dokunuyor. Gökyüzü, ağaçlar, toprak, bitkiler, dere, böcekler, kuşlar –her şey bir aslında; her şey kesintisiz bir bütünün parçası ve Schiele bu bütünle mükemmel bir uyum içinde. Nasıl olabilir bu? Bu kadar sevimsiz, bu kadar kapalı bir adam kendi derinliklerinde nasıl böyle büyük sevinçlerle oynaşabilir? Neşesini bir hissedin! Duyuları her yanını sarıyor! Kuş cıvıltıları, güneş ışığı, çiçek ve çapalanmış toprak kokusu, sivri uçlu yeşil mısır saplarının hışırtısı, terin kızarmış, derin oluklu boyundan aşağı damlaması, gezegenin eğimi, dolunayın kendini vaktinden önce belli eden pofuduk hatları –binlerce haz sarmalıyor bu adamı. David aldığı zevki paylaşıyor onunla. Zihninde hürmet ve
Oysa felsefe de aradığım şey değildi. Felsefede hiçbir numara yok aslında. Panayır meydanlarında satılan pamuk helvadan yedin mi hiç? İşte, felsefe de onun gibi bir şey; sanki esaslıymış gibi durur, çok da güzel görünür, tadı da tatlıdır, ama iş ısırmaya gelince dişlerini bir türlü geçiremezsin, yutmaya çalışırken insanın ağzına hiçbir şey gelmez. Felsefe, kelime-kovalamacadır, kuyruğunu kovalayan köpek kadar önemi vardır ancak.