Sevmek, kendimizi hiçbir güvence olmaksızın başkasına adamamız, sevgimizin sevdiğimiz kişide sevgi uyandırmasını umarak kendimizi bütünüyle ona vermek demektir.
Sevgi, iki insanın birbirlerine varlıklarının özünden bağlanması, her birinin kendisini varlığının özünde yaşamasıyla mümkün olabilir. İşte yalnız bu "özünü yaşama" insan gerçekliğidir, yaşam yalnız burada, sevginin temeli de yalnız buradadır. Bu şekilde yaşanan sevgi sürekli bir meydan okumadır; dinlenme değil, hareket etme, büyüme ve birlikte çalışma anlamına gelir. İster uyum egemen olsun, ister çatışma, ister neşe, ister üzüntü bunlar temel gerçeğin yanında çok önemsizdir. Temel gerçek, iki insanın birbirlerini varlıklarının özünden tanıması, kendinden kaçmak yerine kendi özleriyle bütünleşerek bir olmalarıdır. Sevginin bir tek kanıtı vardır: İlişkinin derinliği ve seven kişilerin içindeki canlılık ve güçtür. Sevginin varlığını gösteren meyve sadece budur.
Eğer gerçekten bir insanı seviyorsam, bütün insanları seviyorum, dünyayı seviyorum, yaşamı seviyorum demektir. Eğer başka birisine “Seni seviyorum” diyebiliyorsam, “Sendeki diğer herkesi de seviyorum, senin sayende bütün dünyayı seviyorum, sende kendimi de seviyorum” diyebilmem gerekir.