Bir kadını anlayabilmek, bir sürü sosyo-ekonomik süreci anlayabilmekten daha zor ve zahmetli geliyor. Bunun için bu ülkede aşk için kurulabilecek basmakalıp ezber cümlelerin dışında yeni bir şey söyleyemezsiniz ama şiddeti, öfkeyi, dalavereyi, hainliği anlatabilmenin bin çeşit yolunu bulabilirsiniz. Bunların dili aramızda yaşıyor ve gün geçtikçe de genişliyor.
"Bana veda eder gibi konuşuyorsun" dedi kadın.
"Hayır" diye cevap verdi telefonun diğer ucundaki adam.
"Veda etmek için önce bir araya gelmek gerekir. Bu acımasız hayat sana veda edebilme șansını bile çok gördü bana."
Ağlamaya başladı kadın.
Çabuk ağlayan kadınları seviyor adam. Çabuk hüzünlenen kadınları, çabuk telaşa kapılan kadınları seviyor. Daha cümle bitmeden, son harf dudakların ucundan kopmadan gözleri yaşla dolan kadınları seviyor.
ikisi de kapattı telefonu.
Kadının epeyce gözyaşı dökeceğinden emin oldu adam.
Mezopotamya'nın yalınayak esmer çocuklarını. Diyarbakır'ın artık sönmeye yüz tutmuş yaşlı göğüslerinden gelen sütten başka beslenebilecek hiçbir șey bulamayan çocukları.
Uzunca bir zaman, karşılaştığım ve karşılaşabileceğim her soru icin bir cevabım olmasını önemsedim.
Şimdi kendime ait soruların varlığıyla yetinmeyi öğreniyorum. Anlıyorum ki bu dünya, cevap verebileceğim türde açık ve anlaşılır sorular barındırmıyor.