“Onun için o görünmez tapınağı ziyaretiniz vecdden ve tatlı bir paylaşımdan başka amaç gütmesin. Çünkü tapınağa sadece istemek için girecek olursanız, hiçbir şey alamazsınız.
Eğer oraya boynunuzu bükmeye girecek olursanız, başınız kalkmaz yerden: Ya da başkalarının iyiliği için yakarmak üzere girecek olursanız, sesinizi duyan olmaz. Tapınağa görünmez olarak girin, yeter.
Size sözcüklerle dua etmeyi öğretemem. Tanrı sözlerinizi dinlemez, O bu sözleri sizin dudaklarınızdan Kendisi söylemiyorsa.
Size denizlerin, ormanların ve dağların duasını öğretemem. Ama siz, dağlardan, ormanlardan ve denizlerden doğmuş olanlar, onların duasını yüreğinizde bulabilirsiniz.
Gecenin sükûnetinde dinlemeniz yeter duymaya onların suskunlukları içinde söylediklerini: “Ey Tanrımız, bizim kanatlanmış benliğimiz, irademiz içimizdeki iradendir.
Bizde arzulayan içimizdeki arzundur. Sana ait gecelerimizi yine sana ait gündüzlere çeviren, içimizdeki itici gücündür.
Senden bir şey isteyemeyiz, çünkü sen bizim ihtiyaçlarımızı daha içimize doğmadan bilirsin: Bizim ihtiyacımız sensin; bize kendinden daha fazla verirken aslında her şeyi vermiş olursun.
Dua ederken yükselirsiniz, tam o sırada dua eden ve dua dışında hiçbir yerde buluşamayacaklarınızla havada buluşmak üzere.”