Savaş, bedensel çabalar ve acılar alanıdır. Bunun altında ezilmemek, mahvolmamak için insan vücudunun ve ruhunun, bunlara karşı insanı kayıtsız kılan doğuştan ya da yüksek bir hazırlıkla elde edilmiş belli bir güce sahip olması lazımdır. Bu niteliklere sahip ve sağduyusunu kendine kılavuz edinmiş bir insan artık yetenekli bir savaş aracıdır. Vahşi ya da yarı uygar halklar da bu niteliklere genellikle daha çok rastlanır.
Kişisel tehlike karşısındaki cesaret de iki türlüdür: Birincisi ister kişinin organik yapısından, ister hayata değer vermemesinden, isterse alışkanlıktan gelsin, kişinin tehlike karşısında kayıtsız kalabilmesidir. Bu her hal ve şartta devamlılık taşır. İkinci tür cesaret, hırs, vatan sevgisi, coşkunluk gibi çeşitli olumlu nedenlerden meydana gelir. Bu durumda cesaret, sadece olgu değil, aynı zamanda duygusal bir hareket , bir duygudur.