Sana olan aşkımı göstermemeliymiş
im, çünkü umudun kalmamış bizden. Sevdalılar için umut yoktur ki zaten. Umut istemiyorum ben, aşk istiyorum.
Sanki duygularımız dizginlenip denetlenebilir şeylermiş gibi yazmışsın; neden? Dizginleyebilseydik, duygu denmezdi onlara, düşünce
denirdi. Duygularımıza neden aramak
Tanrı'nın varlığını sorgulamaktan farksız değil mi?
Gençlerin çoğunun Tanrı inancını yitirdiği ve bunu
vaktiyle atalarının Tanrı
’
ya inandığı gibi, yani niye
olduğunu bilmeden yaptığı bir zamanda doğdum. Ve
insan ruhu düşünmek yerine hissettiğinden, bundan
dolayı da doğal olarak eleştiriye yöneldiğinden, bu
gençlerin çoğu Tanrı
’
nın yerine İnsanlığı koydu. Ben ne
olursa olsun ait olduğu ortamın hep kıyısında duran ve
yalnızca bir parçası olduğu kalabalığı değil, aynı zamanda
yanı başındaki büyük boşlukları da görebilenlerdenim.
İşte bu nedenle Tanrı
’
yı onlar gibi büsbütün terk
etmedim, ama İnsanlık düşüncesini de kabullenmiş
değildim kesinlikle. Düşük bir ihtimal de olsa Tanrı var
olabilirdi, bu durumda ona tapmak da gerekebilirdi;
İnsanlık ise, adına insan denen bir hayvan türünü ifade eden, basit, biyolojik bir kavram olmaktan öteye gitmiyor,
bu nedenle de herhangi bir hayvan soyundan daha fazla
hak etmiyordu tapınılmayı. İnsanlık kültü, Özgürlük ve
Eşitlik gibi kutsal kavramlarıyla hayvanların tanrı
sayıldığı, tanrıların da hayvan kafalı olduğu antik dinlerin
dirilmiş hali gibi gelmiştir bana hep.
Tanrı
’
ya inanmadığımı biliyordum, fakat düpedüz bir
hayvan sürüsüne de inanamazdım; böylece ben de bazı
insanlar gibi kalabalıkların sınırında, yani halk arasında