Uzaktan Kumandalı Kız, hem Hugo En İyi Kısa Roman ödülü almış olması hem de İthaki Yayınlarının bilimkurgu klasikleri arasında yer alması sebebiyle bende büyük bir beklenti yaratmıştı. Ancak kitabı hiç beğenmediğimi ve hatta eleştirilecek birçok nokta bulduğumu söyleyebilirim.
Kitap, reklam yapmanın yasak olduğu kurgusal bir gelecekte geçiyor. Şirketler reklam yasağını delmek için ilginç bir yol buluyorlar: Fiziksel olarak kusursuz görünüme sahip bir robot üretiliyor, bu robot uzaktaki bir kabin içerisindeki bir insan tarafından 7/24 yönetiliyor, robot dış dünyaya gerçek bir insan olarak servis ediliyor ve çeşitli film ve belgesellerde oynatılarak kitleler tarafından sevilmesi ve takip edilmesi sağlanıyor. Böylece insanlar robotun giydiği ve kullandığı şeyleri satın alıyorlar. Evet, günümüz influencer marketingine benziyor. Ancak soruyorum: Bunun için gerçekten bir robot yapmaya gerek var mıydı? Güzel bir kadın ya da yakışıklı bir erkek de aynı şeyi yapamaz mıydı? Ya da binlerce kilometre öteden ve yerin yüzlerce metre altından yönetilen robotlar yapabilen bilim insanları yapay zekayı icat edememiş miydi? Açıkçası kitabın kurgusu bana fazlasıyla zorlama geldi.
Kitap ayrıca içerisinde bir aşk hikayesi de barındırıyor ancak o kadar yüzeysel yazılmış ki karakterlerle bağ kuramıyorsunuz. Onlarla birlikte sevinmiyor, üzülmüyor, acı çekmiyorsunuz. Kitabın kısa olmasının arkasına sığınarak da bu eleştirilerden kaçamazsınız, satır aralarına eklenecek birkaç cümleyle okuyucuya o his geçirilebilirdi diye düşünüyorum.
Son olarak, kitap “evet, şu an gelecektesiniz, size geleceğin nasıl bir yer olduğunu anlatacağım” diyen didaktik bir üçüncü şahıs tarafından anlatılıyor. Anlatıcının hikayeden bu denli uzak olması ve size de her fırsatta bunu hatırlatması da yine kitapla ve