Yaşadığım şeyin "eşyanın ruhu" demek olduğunu ve Doğulu uluslarda bunun için "eşyaya bakma"nın gerçeği görmekle eşdeğer tutulduğunu sonradan öğrenecektim. Buna göre varlığa bürünmüş her şeyin bir ruhu, bir hayatı vardı. Tıpkı insanlar ve hayvanlar gibi bitkiler de cansız varlıklar da birer hayat sürüyor, yerküre topyekün nefes alıyor, yaşıyor ve yaşatıyordu. Toprakta hayat vardı, suda hayat vardı, ateşte ve havada hayat vardı. Hatta, hayat bunlardan ibaretti.
Dicle'nin yamaçlarında kaç derin hazın sarhoşluğuyla tanıştım, şimdi hatırlamıyorum ama artık başkaları bana kağıt diyorlar ve bir tomar diye alıp satmaktan bahsediyorlar. Bir de Leylâ bana dokununca hissettiğim şeyin adını söyleseler!..