Leonardo; ayrım yapmadan tüm hayvanlara duyduğu sevgiden dolayı vejeteryan olan, nazik ve yumuşak kalpli sevgili Leonardo’muz, ürpertici ölüm tasvirleri içinde yüzmektedir. İç dünyasındaki çalkantıların bir diğer işaretiydi bu belki de. Karanlık mağarasının içinde şeytani bir hayal gücü barındırıyordu.
Su ve güneş saati çizimlerinin yer aldığı bir sayfada, tamamlayamadığı eserlerinin yarattığı hüznü anlatan bir ağıt kelimelere dökülüvermişti: “Bizim şu dertli günlerimizi ölçüp biçmeye yarayan aygıtlardan yoksun değiliz. Oysa bunları kıvanç içinde geçirmek varken, boşa harcayarak veya yok yere görmezden gelerek ve insanların zihninde bize ilişkin bir anı bırakmadan yaşamamalı.”
Bugün bizim açımızdan pek hoş olmasa da Leonardo’nun bir tabloyu bitmiş ilan edip salıvermek konusundaki isteksizliğinde dokunaklı ve ilham verici bir yan vardır: daima öğrenecek daha fazla şey, ustalaşacak yeni teknikler ve gelebilecek yeni ilhamlar olabileceğini biliyordu. Ve haklıydı.
Manastırın saatini süslemesinin karşılığında ücret olarak bir miktar çalı çırpı ve kütük aldı ama aynı zamanda hesabına borç olarak “bir fıçı kırmızı şarap” yazıldı. Böylelikle tarihin en yaratıcı sanatçılarından biri; kendini, yakacak odun karşılığında saat süslerken, boya için borç alırken ve şarap dilenirken buldu.