Halkın sessiz, bitmez tükenmez sabırla dolu bir kederi vardır. Bu keder kabuğuna çekilmiştir, hiç sesi çıkmaz. ... Sızlanmanın doyurucu yanı içteki acıyı deşip taşırmaktan ibarettir. Böyle bir keder avunma da istemez, çaresizlik onun besinidir.
Gerçekçide iman uyandıran mucize değildir. Gerçekçi, zındıklık yolunu tutmuşsa, bir mucize görse dahi kendinde buna inanmamasını sağlayacak güç ve yeteneği bulur. Mucize yadsınamaz durumda bile olsa boyun eğmez, duygularına sırt çevirir. Kabule yanaştığındaysa, bunu mucize saymaz, şimdiye kadar bilmediği bir olay olarak görür. Gerçekçinin imanı mucizeden doğmaz; iman mucizeleri doğurur.
Hala belirsiz yolculukları sıcak bir yuvanın huzuruna yeğlemeye bir türlü anlam veremeyişinin korkusuydu bu. Henüz tanımadığı korkularından, bildiğini sandığı kişi olmaktan bıkıp, bilmediği ama tanımak istediği yeni biri olmaya kalkışmaktan korkuyordu. İşte, korkusunun kaynağı buydu, kendisinden kaçmak isteğiydi. Kimselerin bilmediği bir yerde olmanın kurtulmakla aynı şey olmadığının bilincindeydi. Çünkü nereye giderse kendisini de götürecekti.