Savaş ve Barış, benim açımdan, karakter gelişimlerini görebileceğiniz, insanın içini ve toplum içindeki insanı gözlemleyebileceğiniz yani üzerinde sosyolojik ve psikolojik analizler yapmaya oldukça müsait, tarihle ilgisi olmayanlara bile klasik tarih anlayışından uzakta yeni bir bakış açısı sunan tam bir klasik eserdir. Lisans derslerimde gördüğüm, psikoloji kuramcılarının soyutlaştırarak anlattığı insan dinamiklerinin bu eserde somutlaştığına ve insan hakkındaki bu oldukça yerinde tahlillere şaşırarak tanık oldum. Bu da bana Freud’un ünlü sözünü hatırlattı: “Gittiğim her yerde, benden önce oraya gitmiş bir şair buldum.”
Bir kitap birçok yönden değerlendirilebilir; bu klasik eser için edebi, tarihsel, öne sürdüğü fikirler, psikolojik veya sosyolojik yorumlamalar yapılabilir… Benim için değerlendirme konusu, eserin karakterleridir.
Bu noktada karakterlerle ilgili kendi kişisel izlenimlerimi ve duygularımı yazmak istiyorum:
-DİKKAT buradan sonrası bolca “SPOILER” içerir
Kitapta gerçekten çok fazla karakter var ama Tolstoy’un özellikle merceğe aldığı daha az karakter var. Bu karakterlerden Nataşa’nın neredeyse tüm hayatına tanık oluyoruz, öyle ki bir tek yaşlılığını bilmiyoruz.
Karakterleri tek kelime ile anlatacak olsam; Nataşa için hayat derdim, hayat gibi inişli çıkışlı bir karakteri var ve doğal.. Piyer arayış, Sonya fedakarlık, Maria maneviyat, Nikolay ve Denisov asker, Elen narsist, Anatol yüzünde gülümse olan boş adam (evet tek kelime olmadı), Dolokhov manipülatif (ve hatta bence biraz da sosyopat), Prens Bolkonsky (Andrey ve Maria’nın babası) zor kişilik, Boris her devrin adamı… Prens Andrey için tek bir kelime bulmakta zorlanıyorum, belki de kitapta en ilgimi çeken ve sevdiğim karakterlerden biri olduğu içindir, ölümüne gerçekten üzülmüştüm. Bana