Çaresiz insanlar doktorların kapılarına koşturdular, ama doktorların işleri vardı.
Acılı insanlar köy dükkanlarına haber bırakıp belediyenin cenaze arabası yollamasını istiyorlardı.
Onlar meşgul değillerdi, çamuru yararak gelip cenazeleri alıyorlardı.
John Amca elma kasasını göğsüne bastırmış öylece duruyordu. Sonra eğildi, kasayı dereye bıraktı. Eliyle dengeledi. Öfke ile “Git de söyle onlara! Yollarda çürüyerek anlat onlara. Sen ancak böyle konuşabilirsin. Senin kız mı erkek mi olduğunu bile bilmiyoruz. Öğrenemeyeceğiz de. Git sokaklarda kal! Belki o zaman anlarlar.”
Ve çürük kokusu ülkeyi sarıyor. Gemilerde yakıt yerine kahve yakılsın. Isınmak için mısır yakılsın, ateşi çok kuvvetlidir.
Patatesler nehre dökülsün ve nehir kıyısına nöbetçiler dikilsin ki, aç insanlar onları nehirden toplayamasın.
Domuzlar kesilsin ve gömülsün, leş kokusu toprağın içine işlesin.
Burada, yasalarda yeri olmayan bir suç söz konusuydu.
Burada gözyaşlarıyla anlatım bulamayacak bir keder vardı.
Tüm başarılarımızı hiçe indiren bir yenilgi vardı.
Adam göz pınarlarını işaret parmaklarıyla sildi.
"Bunu yapmamalıydım." dedi. "İnsanlar böyledir işte, bilgiçlik taslamak isterler. Birbirlerine bir şeyler anlatmaktan zevk alırlar."