“Bazı insanlar sizi sevdiklerini söyler, ama aslında sizi kontrol etmeye çalışırlar. Sevgileri değil, sınırlarınız belirler özgürlüğünüzü.”
Hayatın her döneminde toksik insanlarla karşılaşmamız mümkün. İş yerinde, sosyal çevremizde ya da sokakta… Ama en zor olanı, bu insanların bize en yakın olanlar çıkması. Kimi zaman ailemizden biri, kimi zaman eşimizin ailesinden biri… Ve işte tam da bu noktada, olay karmaşık bir hal alıyor.
Bu gibi durumlarda insanın içinde karışık duygular uyanıyor. Çünkü bir yanda sevdiğiniz, hayat arkadaşı olarak benimsediğiniz kişi var — ona duyduğunuz saf sevgi, güven ve bağlılık… Öte yanda ise, onunla gelen başka bağlar: ailesi. Bazen kendinize şu soruyu sorarken buluyorsunuz kendinizi:
“Beni gerçekten anlıyor mu? Beni ve yaşadıklarımı görebiliyor mu? Yanımda mı, yoksa ortada mı?”
Bu sorular, özellikle toksik kişiliğe sahip kişi eşinizin annesi gibi çok yakın biri olduğunda daha da derinleşiyor. Kimi zaman bu kişiler size dostça yaklaşıyor gibi görünseler de, aslında içlerinde sizi kıskanabiliyorlar. Çünkü oğullarını artık bir eş olarak sizinle paylaşıyorlar. Siz, gençliğiniz, güzelliğiniz, başarınız ve çevrenizdeki insanlar tarafından sevilmenizle onun için bir “tehdit” olabiliyorsunuz.
Belki de oğlunun sizinle olan bağını, kendi annelik rolüne karşı bir tehdit olarak algılıyor. Ve bu durumda, ne yaparsanız yapın gözlerine battığınızı hissediyorsunuz.
İşte bu yüzden, her şeyin en başında çok basit gibi görünen ilişkiler zamanla karmaşıklaşabiliyor. Sevgiyle kurduğunuz yuva, dış etkenlerin gölgesinde sınanabiliyor.
Ama unutulmamalı:
Toksik davranışlar kimin tarafından gelirse gelsin, sağlıklı sınırlar çizilmediği sürece sizi tüketir.
Ve sınırlar, bazen en sevdiklerimizle bile gerekir.
“Bazen içini dökmek gerekir satırlara, hiç