yıllardır hep içimden konuşmuşum aylın’la. aklıma bir şey geldiğinde, bir film izlediğimde, yolum denize kıyısı olan bir şehre düştüğünde, bir müvekkilimin anlattığı bir hikayeye odaklandığımda ya da onun çok sevdiği bir nesneyle karşılaştığımda birden içimde aylın’la konuşmaya başladığımı fark ediyordum. yılların tıpkı eski filmlerdeki takvim sahneleri gibi arka arkaya devrildiğini hissedip henüz çok gençken yolları bir şekilde kesişen ve taraflardan birinin günün birinde bavulunu alıp hiçbir şey demeden yollara düştüğü iki eski âşık oluyorduk yeniden.
dünya, yıllar önce alınmış, bir süre kullanılıp sonra şifresi unutulmuş, belki de kapasitesi az bulunmuş, muhtemelen bir başkası tarafından açılmış posta hesaplarıyla doluydu.