Bu Kitabı Çalın

8,4/10  (7 Oy) · 
30 okunma  · 
6 beğeni  · 
818 gösterim
Geçtiğimiz yıl yayınlanan ilk öykü kitabı 'Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul' ile dikkat çeken Murat Gülsoy, genç kuşak öykücüleri arasında yetkin üslubu, özgün konularıyla, kendisine yer açacağının işaretlerini vermişti...
  • Baskı Tarihi:
    Ağustos 2014
  • Sayfa Sayısı:
    189
  • ISBN:
    9789750722141
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Mücahit 
22 Kas 2015, Kitabı okudu, 23 günde, Puan vermedi

Son zamanlarda okuduğum en etkili, en güçlü öykü kitabı diyebilirim. Murat Gülsoy genç kuşağın en önemli temsilcilerinden. Ayrıca çok akıcı ve duru bir üsluba sahip. Mutlaka okuyun derim...

Ahmet Özaysın 
31 Ara 2015, Kitabı okumadı, 9/10 puan

Bu Kitabı Çalın Murat Gülsoy’un 2000 yılında yayımladığı öykü kitabı. Kitap yayınlandıktan bir yıl sonra Sait Faik Hikâye Ödülü’ne layık görülmüş. Murat Gülsoy’la bir okur olarak Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık adlı inceleme eseriyle tanıştım. Anlatacak bir şeyleri olan, fakat bunları yazıya dökmekte zorlananların yoluna ışık tutmaya çalışan ve sıra dışı ipuçları veren bir kitap. Bu kitabı okuduktan sonra bende yazarın öykülerini okuma isteği uyanmıştı. Ben de önemli bir edebiyat ödülü almış olmasının verdiği merak ve biraz da adının cazibesine kapılmaktan olacak Bu Kitabı Çalın ile başlamayı tercih ettim.
Hayal kırıklığı yaşamamak adına büyük bir beklenti içine girmeden okudum. Okuduktan sonra beklentimin bir hayli üstünde bir eserle karşılaştım. Kitap on iki öyküden oluşuyor. İlk öykü kitaba adını da veren Bu Kitabı Çalın. Daha sonra sırasıyla: Kayıp Eşyalar Bürosu, Hindistan Yolculuğu, Hızlı Düşünme Sanatı, 54 Numaranın Esrarı, Kötü Yola Düşen Ev, Yazarın Belleği, Hasta Bir Konak, Birkaç Dolar İçin, Kukla, Sakla Beni ve Yasadışı Öyküler. Çoğunluğunu beğenmiş olsam da benim için öne çıkan öyküler Bu Kitabı Çalın, Kayıp Eşyalar Bürosu, Yazarın Belleği ve Kukla oldu.
İlk öykü aslında bu kitabın yazılış serüvenini anlatıyor. Bir alış veriş merkezinde mağazanın camı kırılarak kitap çalınıyor. Çalınan kitabın yazarı, editörü tarafından apar topar yayınevine çağrılıyor. Burada polis tarafından sorgulanıyor. Daha sonra yazarın gazeteci olan eski bir arkadaşı olaya dâhil oluyor. Absürt bir kurmaca. Öyküye ince bir mizah havası hâkim.
Kayıp Eşyalar Bürosu’nda otobüslerde unutulan eşyaların envanterinin tutulduğu bir depoda görevli memur Kemal’in öyküsü anlatılıyor. Kemal büroya teslim edilen genç bir kıza ait çantayı açar. İçindekileri inceler ve sonra çantanın sahibine karşı tuhaf ve saplantılı bir ilgi duymaya başlar. Bu ilgi zamanla bir tutkuya dönüşür. Kızın bir gün çantasını almaya geleceğinden emindir. Kızın geleceğine dair umutları tükenince kızı bulmaya karar verir. Bu süreçte hayatı tümüyle değişen Kemal’i hüzünlü bir son beklemektedir. Bana Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli’ndeki Zebercet’ini anımsatan bu öykü son derece hayatın içinden ve sıcak bir anlatıma sahip.
Yazarın Belleği kitaptaki en beğendiğim öykü. Bir yazarın belleğine girerek konuşan, henüz adı bile olmayan bir öykü karakterinin düşüncelerini okuyoruz. Bir öykünün yazılış sürecini, yazarın belleğindeki, kendisine yazar tarafından var olma yetisi verilen ve bir anlamda kurgusallıktan gerçek evrene sıçrayıp, adeta somutlaşan bir karakterin gözünden dinliyoruz. Yazar bu öyküde dini motifli derin felsefi çıkarımlar yapıyor karakterinin ağzından. “Var olmak dedim de, içime bir kuşku düştü: Var olan biri neden başkalarını var etmeye çalışır ki? Örneğin yazarımın beni yaratması (Tanrı’nın insanı yaratması gibi), bir mükemmeliyetin sonucu mu yoksa bir eksikliği giderme, bir boşluğu doldurma ihtiyacının bir ürünü mü? Yani bende kendi yansımasını görmek, kendisini bilmek için mi yazıyor beni?” (S. 110)
Yazarın belleğindeki kahramanın belleği konuşuyor. Düşünüyor, sorguluyor. “İşten eve evden işe gidip gelirken aklımı kaçırmamak için öyküler yazarak, hatta bu kaygılarımı gizlemek istediğim için bu konu üzerine düşünen kahramanlar yaratacaktım” (S. 111)
Kukla da ise yıllarını fantastik hikâyeler yazarak geçiren, artık uzun soluklu, gerçekçi bir hikâye yazmak isteyen bir yazardan bahsediliyor. Yazdığı hikâyenin tutsağı olmuş bir adamın öyküsünü düşleyen yazar, gerçekten de öyküsünün içine hapsoluyor. Kendi bilincinin demir parmaklıkları arkasındaki yazar, rüyaların üzerinden hayatı ve varoluşu sorguluyor.
“Kötü tasarlanmış, hatta sonu önceden hiç düşünülmemiş, sorumsuzca yazılmış savruk bir hikâyenin içindeydim. O yüzden başkalarının parlak renklerle bezenmiş hayatlarını kıskanır olmuştum. O yüzden bir Tanrı karikatürüne dönüşmüş, asla bitiremeyeceğim bir hikâyenin kölesi olmuştum. Her anımı, her yanımı, zihnimdeki bütün boşlukları dolduran bu adamın hikâyesi, ne yazık ki yazdığı hikâyeden başka bir şey değildi.” (S.156)
“Ne tuhaf, şeytan’a teslim olurken çaresizce, Tanrı’nın ayak seslerini duyuyordum göğsümün içinde. İçimde, o gizemli ormanın göklerinde bir fısıltı gibi dolaşıyordu efsunlu sözcükler.” (S. 167)
Murat Gülsoy’un kitaptaki tüm öykülerinde yazarlık ve yazar olma olgularına karşı bariz bir takıntısı olduğu görülüyor. Öykülerin hemen hemen hepsinde ya bir yazarın ya da yazar olmaya çalışan birinin ana kahraman olması birçok kişi için itici ya da sıkıcı olarak görülebilir. Lakin insanoğlunun yazma tutkusu, yazarak kendini ifade etme arzusu, yazı yoluyla yaratma dürtüsü üzerinde kafa yorulmaya fazlasıyla değecek bir konu bence. Yıllar evvel Sait Faik’in bir öyküsünde “Yazmasaydım çıldıracaktım” sözü merakımı çok cezbetmişti. O günden beri insanları yazmaya iten sebepler üzerine yazılanları hep okumuş ve düşünmüşümdür. Bana kalırsa, Gülsoy da bu kitabında bir yazar olarak kendisi yazmaya iten nedenleri irdelemiş. Ve bunu deneme değil -daha zor yoldan- öykü aracılığıyla gerçekleştirmiş. Bu bağlamda benim için kitabın en başarılı yönü insandaki yazma tutkusunu öykü diliyle etkileyici bir üslupla ifade etmiş olması.
Postmodern olarak nitelenen öykü ya da romanları genellikle sevmemişimdir. Anlatım tarzı olarak bu gruba dâhil olduğunu söyleyebileceğim eser benim için bir istisna oldu. Postmodern olup da beğendiğim ender eserlerden biri oldu.
Yazarın Belleği ve Kukla yazarın kendine özgü üslubunun en belirgin olduğu iki öykü olarak göze çarpıyor. Özellikle bu iki öyküde yazar dili çok iyi kullanmış ve okuru tembellikten çekip alacak akıl oyunları sergilemiş.
Bu Kitabı Çalın, çok rahat okunan, akıcı, zihninize faydalı egzersizler yaptıran ve yazma-yazarlık mevzularını seven edebiyat tutkunlarının beğeneceği güzel bir öykü kitabı.
http://www.kitapvedusunce.com

Halis Yıldız 
06 Ara 2015, Kitabı okudu, 9 günde, 10/10 puan

Yazma ateşimi körükleyen bir yazar daha oldu.Yekta Kopan'ndan sonra.Üzerinde ince ince giderek notlar alarak ve disiplinli bir okumayla bitirdim.Şahane öyküler var.Aşağı yukarı yekta kopanın öykülerini hatırladım bazen ama kesinlikle kopanın melankolisi yoktu gülsoyda.yazmak isteyenlere okumak isteyenlere kesinlikle tavsiye edebilirim.

Halil Güzel 
02 Ara 14:23, Kitabı okudu, 2 günde, 10/10 puan

Bu kitabı -ç-alabilirsiniz, birbirinden güzel öyküler yazan Murat Gülsoy ile bu kitap vesilesiyle tanıştım. Kitap bittikten sonra ben bu yazarın tüm kitaplarını okumalıyım dedim. Okuyucuya yazma isteğini aşılayan bir tarzı var. Kitaptaki favori öykülerim; Kayıp eşyalar bürosu,yazarın belleği,kukla,sakla beni..

Kitaptan 12 Alıntı

Maya 
03 Eyl 22:47, Kitabı okudu, Beğendi, 9/10 puan

Düşünce
Düşünce nedir? Basit olarak hayalden başka bir şey değildir. Düşünmek ve hayal kurmak aynı şeydir. Aralarında işlevsel olarak bir fark yoktur. Sadece içerikler farklıdır. Ciddi diye nitelediklerimize düşünce, gayriciddi bulduklarımıza hayal deriz.

Bu Kitabı Çalın, Murat Gülsoy (Sayfa 62 - Can yayınları)Bu Kitabı Çalın, Murat Gülsoy (Sayfa 62 - Can yayınları)
Maya 
05 Eyl 00:35, Kitabı okudu, Beğendi, 9/10 puan

Beklemek
Beklemek, bağlı olmak demek. Zamanın geçişine kulak vermek....

Bu Kitabı Çalın, Murat Gülsoy (Sayfa 103 - Can yayınları)Bu Kitabı Çalın, Murat Gülsoy (Sayfa 103 - Can yayınları)
Maya 
08 Eyl 17:18, Kitabı okudu, Beğendi, 9/10 puan

Gerçeğe giden en doğru yol, gitmekten en çok korktuğumuzdur.

Bu Kitabı Çalın, Murat Gülsoy (Sayfa 159 - Can yayınları)Bu Kitabı Çalın, Murat Gülsoy (Sayfa 159 - Can yayınları)
Maya 
03 Eyl 22:52, Kitabı okudu, Beğendi, 9/10 puan

İnsanların başkalarında aradıkları sır aslında kendi kafalarının içinde ya da ruhlarının bir yerinde gizli. Başkasını didikledikçe kendinden uzaklaşır insan. Kendine dönmelisin. Kendi içine. Her şeyin sırrı senin o heyecanla çarpan kalbinin tam içinde, başka bir yerde değil.

Bu Kitabı Çalın, Murat Gülsoy (Sayfa 84 - Can yayınları)Bu Kitabı Çalın, Murat Gülsoy (Sayfa 84 - Can yayınları)
Maya 
03 Eyl 17:32, Kitabı okudu, Beğendi, 9/10 puan

#bellek
Bellek denilen şey esrarlarla dolu bir garip lunapark işte. Bazı olaylar bize olduklarından daha büyük ya da daha küçük ya da daha renkli görünüyorlar. Hatta bazen hiç olmamış olayları, hatta insanları anımsadığımızı sanıyoruz. Belki de uydurduğumu ya da kurguladığımı sandığım öykülerin birçoğu gerçekte yaşayıp da unutmuş olduğum şeyler. Ya da tam tersi… Belki de her şey büyük bir anımsama ânından başka bir şey değil. Bunu kim bilebilir ki? Artık bana doğruları fısıldayan Serap olmadığına göre, ben bilemem.

Bu Kitabı Çalın, Murat Gülsoy (Sayfa 28 - Can yayınları)Bu Kitabı Çalın, Murat Gülsoy (Sayfa 28 - Can yayınları)
Maya 
06 Eyl 09:59, Kitabı okudu, Beğendi, 9/10 puan

Aşık olduğu kadınla yalnız olduklarından emin olduğu için başını dizlerine koyarak ağlayan genç adam, binlerce meraklı gözün sessizlik içinde onları izlediğini bilse ağlar mı? O azizlerin azizi genç kadın ise bedeninin en gizli köşelerini aşığına sunarken garip bir gösteride rol aldığını hissetse, namusunu korumak için bir şeyler yapmaz mı?

Bu Kitabı Çalın, Murat Gülsoy (Sayfa 106 - Can yayınları)Bu Kitabı Çalın, Murat Gülsoy (Sayfa 106 - Can yayınları)

“Kötü tasarlanmış, hatta sonu önceden hiç düşünülmemiş, sorumsuzca yazılmış savruk bir hikâyenin içindeydim. O yüzden başkalarının parlak renklerle bezenmiş hayatlarını kıskanır olmuştum. O yüzden bir Tanrı karikatürüne dönüşmüş, asla bitiremeyeceğim bir hikâyenin kölesi olmuştum. Her anımı, her yanımı, zihnimdeki bütün boşlukları dolduran bu adamın hikâyesi, ne yazık ki yazdığı hikâyeden başka bir şey değildi.”

Bu Kitabı Çalın, Murat Gülsoy (Sayfa 156)Bu Kitabı Çalın, Murat Gülsoy (Sayfa 156)

“Var olmak dedim de, içime bir kuşku düştü: Var olan biri neden başkalarını var etmeye çalışır ki? Örneğin yazarımın beni yaratması (Tanrı’nın insanı yaratması gibi), bir mükemmeliyetin sonucu mu yoksa bir eksikliği giderme, bir boşluğu doldurma ihtiyacının bir ürünü mü? Yani bende kendi yansımasını görmek, kendisini bilmek için mi yazıyor beni?”

Bu Kitabı Çalın, Murat Gülsoy (Sayfa 110)Bu Kitabı Çalın, Murat Gülsoy (Sayfa 110)

“Yeniden bir dünya yaratmak, içinde kendi halinde bir kahraman olarak yerimi almak için bir iz arıyordum. Oysa bulduğum tek şey ruhumun ormanlarında sabahlara dek yanan bir ateş, sabah sisine karışan bir kül ve dumanın çizgilerini silikleştirdiği bir vahşi adam.”

Bu Kitabı Çalın, Murat Gülsoy (Sayfa 166)Bu Kitabı Çalın, Murat Gülsoy (Sayfa 166)

“Onca zaman kibar kibar susan, ne denirse onaylayan bir adamdan, bağırıp çağıran, yılların birikmiş hesabını çıkarıp suratlarına vuran bir adama dönüştüğün gece canlanıyor zihnimde. Bir çeşit sinir krizi değilse neydi o halin?”

Bu Kitabı Çalın, Murat Gülsoy (Sayfa 42)Bu Kitabı Çalın, Murat Gülsoy (Sayfa 42)
2 /