İncir Kuşları

8,8/10  (347 Oy) · 
1.065 okunma  · 
271 beğeni  · 
4.634 gösterim
Sinan Akyüz’den Yüreğinize Dokunacak Bir Kitap! Boşnak Kızın Bir Solukta Okunan Gerçek Hikâyesi…Çok satan romanlarıyla tanınan ve geniş okur kitlesine sahip yazar Sinan Akyüz yine ses getirecek son kitabıyla okurlarını selamlıyor. Alfa Yayınları’ndan çıkan İncir Kuşları’nda yazar, Bosnalı bir genç kız olan Suada’nın gerçek yaşamından yola çıkıyor. Okuru savaşın ve aşkın yakıcı gücüne tanıklığa davet ediyor.Bosna tüm bilinmeyenleriyle ilk kez Sinan Akyüz kalemiyle yazıldı…Sinan Akyüz dünyanın seyirci kaldığı bir soykırımı Suada’nın öyküsüyle yeniden gündeme getiriyor. Yakın tarihi edebiyatla buluşturan yazar, aşkın içinde “savaşı ve şiddeti”, savaşın içinde de “aşkı ve inancı” ustalıkla harmanlıyor. Bu romanla Bosna Savaşı’nın bilinmeyen bambaşka bir yüzü gün ışığına çıkarken; kitap okuyucusuna sürpriz bir sonla veda ediyor.Aynı ırktan geliyorlardı. Aynı dili konuşuyorlardı. Bir tek dinleri farklıydı. Biri Müslüman Boşnak genci, diğeri ise Hıristiyan Sırp’tı. İkisi de konservatuardaki aynı Boşnak kızına âşık olmuşlardı. Ve bir gün bu iki genç, güzeller güzeli Suada’ya aşklarını ilan ettiler. Ancak gençlerden biri aşkına karşılık bulmuş, diğeri ise “Kalbimde iki kişiye yer yok” cevabını almıştı.Takvim yaprakları 6 Nisan 1992’yi gösterirken bir bomba düştü beyaz zambakların açtığı yüreklere… Suada patlak veren savaşın estirdiği rüzgârda âdeta savrulan bir yaprak gibiydi. Savruldu, savruldu, savruldu… Sonra da kader onu bir zamanlar ‘hayır’ dediği genç adamın eline esir düşürdü. Genç adam, o gün ela gözlü çöl ahusuna bakmış “Kader bizi ne inanılmaz bir şekilde birleştirdi, görüyor musun Suada?” demişti.Modern zamanlarda Avrupa’da yaşanmış bir soykırımda, kadere inananların romanıdır İncir Kuşları… Bu kitap tamamen gerçeklere dayanmaktadır…
  • Baskı Tarihi:
    2012
  • Sayfa Sayısı:
    328
  • ISBN:
    9786051064390
  • Yayınevi:
    Alfa Yayınları
  • Kitabın Türü:
Mahmut Çayır 
14 Eki 16:18, Kitabı okudu, Beğendi, 7/10 puan

Gerçeklerden esinlenerek kaleme alınmış bir eser olduğu düşünülünce hüzünlenmemek taş kalpli bir tutum halini alıyor. İçinizin acımasını istemiyorsanız, mutluluğun formülünü 3 maymun da bulduysanız uzak durmalısınız. Zira eser hassas kalpler için uygun değil. Yeryüzündeki en tehlikeli canlının insanoğlu olduğunu gösteren bir resim daha...

Meryem Derin 
20 Eki 14:37, Kitabı okudu, 11 günde, 8/10 puan

İncir Kuşları yakın dönemde yaşanmış gerçek olaylara dayanıyor. İnsanlığın alnındaki kara bir leke olan gerçeklere... 1992'de yaşanan Hristiyan Sırpların, Müslüman Boşnaklara yaptıkları Srebnenitsa (Boşnak) Katliamı'nı anlatıyor.
Bu katliamı yapanlar insan sıfatını hakediyor mu? Kötü, cani, acımasız, merhametsiz, vicdansız, ahlaksız... Bu kelimeler öyle hafif kalıyor ki yaşananların yanında... Peki bu yaşananlara göz yumanlara ne demeli ki şimdi?
Kitap okurken genelde kendimi kahramanın yerine koyar onunla güler, onunla üzülürüm. Ancak bu kitabı o şekilde okumaya cesaret edemedim. Empati yapmaya bile korktuğum olayları yaşayan binlerce insanın olması ne korkunç, ne acı.. Okunulması gereken kitaplardan olduğunu düşünüyorum.

Derya Yalınkılıç 
23 Nis 19:56, Kitabı okudu, 13 günde, Beğendi, 10/10 puan

İncir Kuşları yakın dönemde yaşanmış gerçek olaylara dayanıyor. İnsanlığın alnındaki kara bir leke olan gerçeklere... 1992'de yaşanan Hristiyan Sırpların, Müslüman Boşnaklara yaptıkları Srebnenitsa (Boşnak) Katliamı'nı anlatıyor.
Bu katliamı yapanlar insan sıfatını hakediyor mu? Kötü, cani, acımasız, merhametsiz, vicdansız, ahlaksız... Bu kelimeler öyle hafif kalıyor ki yaşananların yanında... Peki bu yaşananlara göz yumanlara ne demeli ki şimdi?
Kitap okurken genelde kendimi kahramanın yerine koyar onunla güler, onunla üzülürüm. Ancak bu kitabı o şekilde okumaya cesaret edemedim. Empati yapmaya bile korktuğum olayları yaşayan binlerce insanın olması ne korkunç, ne acı.. Okunulması gereken kitaplardan olduğunu düşünüyorum.

SemerT 
 17 Oca 09:41, Kitabı okudu, 3 günde, Puan vermedi

Eser Miktarda Spoiler İçerir!

Merhaba 1k Ailesi,

İncir Kuşları; birçoğumuzun bilmediği Boşnak (Srebrenitsa) Katliamı gerçeğini gün yüzüne çıkaran, ilk basımı 2012 yılında yapılan Sinan Akyüz romanı.

1992-1995 yılları arasında yapılan bir soykırımı ele alan kitapta, ön planda işlenen aşkın fonunda Boşnak Katliamı ele alınıyor. Kitabı okuduktan sonra, eğer bilinçli bir okur iseniz, konu ile ilgili araştırma yapma ihtiyacı duyacak, araştırmalarınız sonucunda da kitapta anlatılan birçok olayın gerçeği olduğu gibi yansıttığını görecek ve şaşıracaksınız.

Şimdiden bir konuda uyarmak istiyorum; kitabı okurken sık sık yaşayacağınız bir duygu, utanç duygusu. Yeri gelecek kendinizden, yeri gelecek ülkenizden, yeri gelecek insanlığınızdan utanacaksınız.

Yazarın dili yalın, anlatımı akıcı, kitabın konusu ise utanç verici olduğu kadar sürükleyici de.

Konu ile ilgili "...Bu öyle bir kin ki 150 bin masum insanın canına kıyabiliyor. Hatta 40 bin kadar kadına tecavüz edip, hamile bırakıp nefret çocukları dünyaya getirebiliyor. O yüzden bu kitap, Müslümanların kendisiyle yüzleşme kitabı. Çünkü Boşnaklar Avrupa'nın ve Birleşmiş Milletler'in göz yumduğu Bosna'daki katliamın içinde Müslüman oldukları için bu savaşın mağduru oldu…" diyen Sinan Akyüz’ün İncir Kuşları adlı romanının, özellikle Boşnak Katliamı’nı bilmeyenler tarafından okunması gerektiğini düşünüyorum.

Aynı İncir Kuşları'nda olduğu gibi, Bosna halkının çektiği acıları anlatan Mavi Kelebekler adlı bir de dizi var. Dizi konusunda özel bir yorumda bulunamam fakat, İncir Kuşları romanı okunmaya değer bir kitap. Bu kitap, düşünmeden tavsiye edebileceğim bir kitap. Okuyun, pişman olmayacaksınız.

Keyifli okumalar dileyemiyorum, çünkü kitabı okurken keyif almayacaksınız. Fakat buna rağmen kitabı elinizden bırakmak istemeyeceksiniz. Bırakamayacaksınız.

Güzel bir gün geçirmeniz dileğiyle.. İyi okumalar.

Şimdi nereden başlasam bilemiyorum, bir yerden başlasam nerede bitireceğimi ise hiç bilmiyorum. Ama sizlerden ricam, bu kitabı okumadıysanız bu cümleden sonrasını okumaya devam etmeyin. Hem daha az şey anlarsınız hem de ipucu olayına girmesin.

‘’Bu kitap, Cefakeş Boşnak kadınlarına ithaf edilmiştir.’’ Kitabın en başındaki cümle bu. Kitabın sonunda ise o ‘’Cefakeş’’liği çok daha iyi anladım. Ve işin en kötüsü de bu romanın gerçeklere dayanması.
Yazarımızın romana geçmeden önceki son cümlesinde de bahsettiği gibi, sıradan bir insanın başına sıra dışı bir olay geldi ve yolculuk başladı.

Suada Hatiboviç, konservatuvarda piyano öğrencisi olarak hayatına devam ediyordu. Kitabın ilk sayfaları sıradan bir ritmde gidiyordu. Kitabın başında en çok şaşırdığım şey ise tabiki Tarık’ın acımasız Duşanka’nın oğlu olduğunu öğrenmemdi. Suada gibi ben de donup kaldıydım o kısmı okurken. Ve o arada Duşanka’ya da birazcık kötü bakıyordum, o kadar gaddar göründüğü için. Meğersem onun da acısı varmış, insan acılarıyla kolayca yaşayamıyor ne yazık ki.

Şimdi aşağıda karakter künyesini kısaca paylaşacağım. Okuyan arkadaşlarımızın da kafasında daha belirgin olur.

Suada Hatiboviç Begiç: Baş karakter, konservatuvarda öğrenci, piyanist. Savaştan ötürü ailesinden pek çok insanı kaybetti, defalarca tecavüz edildi. Lakin böyle bir vahşetten bile alnının akıyla çıkmasını bildi.

İfeta: Suada’nın teyzesi. Felaket habercisi, keşke ona kulak verselerdi. (Öldü)

Edina Hatiboviç Efendiç: Suada’nın ablası, savaş zamanında Suada gibi çok ağır tecavüzlere maruz kaldı. Sonrasında takas edildi, serbest bırakıldı ve İsveç’e yerleşti.

Fadila: Suada’nın annesi. (Öldü)

Emin Hatiboviç: Suada’nın babası, imam. (Savaş zamanında ağır şeyler yaşadı.)

Fikret Efendiç: Edina’nın kocası. (Öldü)

Tarık Begiç: Suada’nın aşkı, sonradan birbirlerini bulup evlendiler.

Duşanka Seratliç: Tarık’ın annesi, konservatuvarın müdürü. Savaş başlamadan önce Suada’nın hocalığını yapıyordu. Kitapta açıkça belirtilmemişti lakin sanırsam Sırpların ülkeye dönüş teklifini reddetti.

Borislav Milunoviç: İtin teki, desem köpeklere hakaret olur. Ama nasıl söveceğimi bile bilemiyorum. Sırp General, kafayı savaşmakla bozmuş. Sanat’ı bir zırvalık olarak gören, faşizanlığın dibine vuran, beyni küflenmiş bir varlık işte.

Vukadin Milunoviç: İt oğlu it desem yeridir, ama demeye de vicdanım kolay kolay el vermiyor. Konservatuvarda öğrenci. Sırp. Suada’ya aşıktı. Savaş zamanında Suada’yı esir alıp yapmadığını bırakmadı, soysuz. (Geberdi)

Onun dışında Kerima, Ramiza, kendisinin ve ablasının çocuğu Katarina ve Almir de var tabi. Savaşın kan dökücü safında yer alan diğer soysuzları ise (General MacKenzie vs.) yazasım hiç gelmiyor.


Aslında bahsedilecek çok şey var ve tam olarak nasıl toparlayacağımı da bilmiyorum. Suada ve sevdiklerinin sıradan hayatı başta çok güzel gidiyordu. Fakat Sırpların nefret kusma vakti geldiğinde her şey darmadağın oldu.

Burada bir millet, bir din, bir cinsiyet açıkça aşağılanmıştır. Kendilerini çok üstün gören Sırplar, hem İslamofobi’yi hem de zamanında kaybettikleri bir savaşı (1.Kosova), usülsüz bir şekilde ve yanlış kişilerden aldılar.

1.Kosova Meydan Muharebesinde iki tarafta da otuz binin üstünde asker savaşmıştır. Lakin bu Sırpların alacağı intikam bir savaş değil düpedüz bir ‘’soykırım’’ olmuştur ki o dönemde Birleşmiş Milletler bunu bir ‘’soykırım’’ olarak kabul etmiştir fakat Sırbistan’ı suçlamamıştır. Ortada bir tecavüz var ama kimin ettiği belli değil gibi bir şey. Saçmalığa bakın hele…

Kitaptan not ettiğim şeylerin büyük bir çoğunluğu ‘’Sırpların Nefreti, Irkçılığı, Faşizanlığı’’ üzerinedir. Ve gerçek ‘’Faşistlik’’ nasıl oluyormuş Sırplar’dan görünüz.


İlgili konulardaki alıntılarım aşağıdadır:


Radovan Karadžić’in ihaneti üzerine,
#6263168 />
Nefret, Faşizanlık, Din Düşmanlığı üzerine,
#6283243 />
Eril Tahakküm (Erkek baskısı) üzerine,
#6298095 />
Etnik farklılıklar üzerine, (Josep Tito her ne kadar komünizme dayalı bir Yugoslavya oluşturduysa da bu çok fazla sürmedi ve söz konusu devletler, anında çözüldüler.)
#6320812 />
Sırpların nefreti ve idraksızlığı (Boşnakları da Türk saymaları) üzerine,
#6320859 />
Kin ve düşmanlık üzerine,
#6357555 />
Hasta ruhlu bir general. Kimisi ‘’Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.’’ Der, kimisi de sanatı bir ‘’zırvalık’’ olarak görür.
#6357647 />
Nefret kotaları sınırsız olsa gerek,
#6357682 />
Medya aracılığıyla kandırılan Sırp halkı.
‘’Foça kenti yeni Mekke olacak.’’ ‘’Benim iki oğlum da domuzlar gibi katledilmek üzere listeye alınmıştı. Ben de tecavüz edilecekler listesindeydim.’’ Hıhı, oldu canım görürsem söylerim.

#6369173 />
Zalimlik üzerine,
#6369221 />
Din Düşmanlığı üzerine,
#6369270 />
Araya nifak sokmak üzerine,
#6369356 />
Kendi önderlerini tanrılaştırmak. Bunların kafa başka bir yerde yoktur eminim.
#6369442 />
1974’ten sonra, Bozulmuş İran. ‘’Yardım’’ dediğin gizli bir biçimde yapılır. Açık açık yapılması uygun olmadığı gibi, zor durumda olanların durumlarından faydalanmaya çalışmak hiç mi hiç uygun değildir!
#6369567 />
Buna da kitabın bir bakıma ana düşüncesi diyebiliriz.
#6369610 />
Radovan Karaçiç (Karadžić)’in kitapta da belirtiği üzere, şiir kitabı varmış. Ve ondan bir örnek:
‘’Acımak yok
Haydi gidelim
Şehirdeki Soysuzu
Gebertelim…’’

Pek de olumlu duygular beslemediği ve bunu şiir yoluyla empoze etmeye çalıştığı kesin.


178. sayfalardan dizeler (Çetniklerin söylediği şarkılar)

‘’Kaldır kadehleri vur birbirine
İçelim hepimiz Tanrı Slobodan’ın şerefine
Cennetten bize bak söyle ey tanrı babamız
Şeytan bile yarışabilir mi bizimle…’’

Hani bir söz vardır , ‘’İyi insanları melekler bile kıskanır. Kötü insanlara şeytan bile imrenir.’’ Diye. O misal…

Bir başka şarkı,

‘’Oh, Tanrı Slobodan
Cennetten bize bak
Büyük Sırbistan’ına
Kutsal Sırp bir oğul hediye et…’’

Sırbistan küçük olmayacak tabi, yoksa kendilerini ezik hissederler. Ve dualarını da Tanrıları olarak gördüğü Slobodan Miloşeviç’e yapıyorlar. O da -yanlış araştırmadıysam- bir savaş suçlusudur.
181. sayfada geçen daha iğrenç bir şarkı, hani nasıl bir kuyruk acıları varsa…

‘’Kim yalan söylüyor
Kim ağlıyor
Sırbistan küçük diye
Bugün ne kadar Müslümanı hamile bırakırsak o kadar ala
Şimdi Büyük Sırbistan’ı kuralım
Türkleri kucağımıza oturtup hamile bırakalım…’’

229. sayfadan bir dize,

‘’Sırbistan’ın küçük olduğu bir yalan
Daha büyük bir Sırbistan için
Canla başla savaşıyoruz
Türkleri bir bir avlayıp öldürüyoruz…’’


186. sayfada Bir Çetniğin Suada’nın ablası Ayşa’ya tecavüz ederken söylediği bir söz,
‘’Gerçek bir erkek, bir kadını altında zevkten bayıltan erkektir.’’ Nasıl bir anlayışsa artık…

191. sayfada bir kadın askerin rahatlığı, günlük bir işmiş gibi rastgele bir yere roket fırlatıp insan öldürmek ve hiçbir sızı duymamak. Vicdan yoksunu diyorum anca.

(Kadın elinde tuttuğu sigarayı Vukadin’e uzattı. ‘’Tut şunu,’’ dedi hızlı bir şekilde hareket ederek. ‘’Şu roketi ateşleyip geliyorum.’’
Dehşete kapıldım. Kadın tetiğe bastı ve Saraybosna’nın rastgele bir yerine doğru roketi fırlattı. Birkaç saniye sonra şehrin bir yerinde patlama sesi duyuldu. ‘’Tamamdır,’’ dedi gülerek. ‘’Roketi adresine teslim ettim.’’)

210. sayfada –sanırsam- bir Çetniğin söylediği bir söz, şarkı.

‘’Hem Ustaşalar hem de Baliyalar
Tanrılarını iyi bilirler
Cennet Sırplara aittir
Tanrı Slobodan da Sırptır’’

Kafa uçmuş tabi.

213. sayfada Vukadin’in kadın tanımı,
‘’Kadın dediğin uysal bir kısrak gibi olmalı.’’ Nasıl bir eril tahakküm oluşmuşsa artık, bir erkek olarak utanıyorum.


269. sayfada Sırp bir kadının kendisinden olmayanı nasıl aşağıladığını gösteren bir bölüm.
‘’Kara suratlı Sırp bir kadın, Ramiza ablanın yanına geldi. Ona alıcı gözüyle baktı. ‘’Bugünleri rüyamda görsem inanmazdım,’’ dedi gururlu bir şekilde. ‘’Siz Müslüman Türklerin bizim temizlik işlerimizi yapacağınızı ve bizim de sizin patronlarınız olacağımızı hayal bile edemezdim.’’

270. sayfadan bir bölüm.
‘’Kadın başını çevirdi. Eliyle küçük oğlunu işaret etti. ‘’Şu oğlanı görüyor musun?’’ dedi. ‘’Bir Müslümandan geriye kalan o kuru kafayı tekmeleyen benim oğlum. Ben böyle bir anneyim işte. Düşmanlarımıza karşı bir oğlumu cepheye gönderdim. Diğer oğlumu da Müslümanlara karşı Çetnik intikamıyla yetiştiriyorum.’’

‘’Böyle’’ bir anneymiş.


Esir kadınlardan birinin mırıldandığı bir bölüm, (sayfa 274)

‘’Sırplar yüreğimi ateşe attılar
Ben hiç yanmadım
Geceleri soyunup koynuma girdiler
Ben hiç sevişmedim
Atalarıma küfürler savurdular
Ben hiç duymadım
En sonunda beni hamile bıraktılar
Ben hiç doğurmadım’’



Kitabı okuyalı birkaç gün oluyor. Lakin aldığım notları toparlamam vs. biraz daha zamanımı aldı. Yani bu böyle sıradan bir kitap değil arkadaşlar, yaşananların gerçek olması ise çok çok daha üzücü. Üzerine söylenecek daha çok şey var ki inanın kolay kolay toparlayamıyorum. Kitabın ortalarına geldiğimde ise bazı yerleri çok zor okudum. Kitabı kapatıp bir düşüncelere daldım. ''Bir topluluk nasıl bu kadar acımasız olabilir?'' diye düşündüm. Bunu burada tam olarak aktaramadım lakin eklediğim alıntılarla, ve bazı cümlelerde sizlere aktarmaya çalıştım. İsrail ile birlikte Sırbistan'dan da haz edemem. Ve dilerim o ülkede yaşayan Sırp halkı da gözünü açar ve sorarlar kendilerine ''Biz napıyoruz?'' diye.


Bundan sonra da anlamını yeni öğrendiğim kelimeler veya kişileri not ettim. Hiç yoktan genel kültür olur.

Dimiye: Genellikle köylerde yaşayan Boşnak kadınların giydiği bir tür şalvar.
Barçarşı: Saraybosna’nın en eski semti.
Josip Broz Tito: Yugoslav eski devlet ve siyaset adamı.
(Tito’nun adını önceden de duymuştum ama tam adını bilmiyordum, Yugoslavya’nın kurucusu sayılır. Lakin ölümünden sonra ortada bir Yugoslavya da kalmadı.)
Solfej: Konservatuvarlarda okutulan müzik teorisi dersi. (Solfej’i çoğu kez duymuştum da ne olduğunu bilmezdim.)
Pita: İnce açılmış yufkayla yapılan, böreğe benzer bir yiyecek.
Boşnak Böreği: Pita’nın sadece et ile yapılanı.

Çetnikler: Radikal milliyetçi, monarşist Sırp gerillalar.
Ustaşalar: 2.Dünya Savaşı’nda Yugoslavya topraklarında etkinlik gösteren Hırvat faşist hareketi üyeleri.

Sevdalinka: Aşk şarkıları.
Evnuh: Dağ bölgelerinde yaşayan Sırplar tarafından, Müslüman Boşnaklarla beraber yaşayan Sırplar için kullanılan argo bir söz. Osmanlıda hadım edilmiş erkeklere ne gözle bakılıyorsa, Boşnaklarla beraber yaşayan Sırplara da savaş döneminde aynı gözle bakılırdı.

Fikret Abdiç: Bosna Savaşı’nda Krayina bölgesinde bulunan Velika Kladuşa kentinde kendisine bağlı birliklerle Saraybosna yönetimine isyan eden ve Sırpların desteğinde özerk bir cumhuriyet kuran hain Müslüman Boşnak siyaset adamı. Savaş zamanında Abdiç’in birliğindeki askerler Sırplarla bir olup birçok esir Boşnak kadına çeşitli işkenceler yapmış ve tecavüz etmişlerdir.

Drina Nehri: Drina nehri ismini Osmanlılardan almıştır. Osmanlı askerleri nehri ilk gördüklerinde ‘derin, derin’ demişler. Nehrin etrafında yaşayan halk ise nehre ‘Derina’ adını vermiş. Fakat daha sonra nehrin adı ‘Drina’ olarak kalmış.

Balinkura: Sırpların ya da Hırvatların, Müslüman Boşnak kadınları aşağılamak için kullandıkları, hakaret içerikli bir kelime.
Baliya: Sırpların ya da Hırvatların, Müslüman Boşnak erkekleri aşağılamak için kullandıkları, hakaret içerikli bir kelime.
Lepa Brena: Ünlü bir Sırp kadın sanatçı. (Asıl adı Fahreta Jahić, Tuzla, Bosna-Hersek, Yugoslavya SFC doğumlu.)

Şöyle şarkıları var, beğenilecek cinsten.
Stakleno zvono: https://www.youtube.com/watch?v=c_bGtU0olCM
Biber: https://www.youtube.com/watch?v=TIvGjR5yfX8
Buradan da albüm isimlerine vs. bakabilirsiniz.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Lepa_Brena


Geçen dönem bir dersim için ''Srebrenitsa''yı konu almıştım. Lakin bu kitabı okuduktan sonra oradakilerin acısını biraz daha iyi anlamaya başladım.

TRT Diyanet'in hazırlamış olduğu 20.Yıl Belgeselini de izleyebilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=ylSKyuUdR2M

Haluk Levent'in birkaç yıl önce Srebrenitsa için yazdığı şarkı.
https://www.youtube.com/watch?v=6Q28TAM3bGE

Kitabı okuyan arkadaşlar, konu üzerine konuşabiliriz, tartışabiliriz. Daha burada aktaramadığım bolca şey vardır inanın ki.

Aysel 
27 Şub 19:59, Kitabı okudu, 6 günde, Beğendi, Puan vermedi

Leyla 'dan sonra okuduğum ikinci aynı konulu kitap. Şimdi savaşı, savaş mağdurlarını, acını, ölümü, umudu, umutsuzluğu Suada' nın dilinden okuyorsunuz.

Leyla kitabını okuduğumda ne kadar sersemlediğimi hatırlıyorum. Toplama kampına getirildikleri günden sonra kitabı bir tarafa fırlatmıştım. Çünkü içinde en az vicdan olan insan dayanamazdı o satırlara.

İncir Kuşları, Suada'nın çektiği acıları baz alarak 1992 yıl Boşnak savaşlarını seriyor gözümüzün önüne. Umutları sönen, gelecekleri kelepçelenen, yarınları kararan savaş kazazadelerinin dramı var bu kitapda.

Genel olarak ;
*kitabın dili çok sadeydi. Yazar kendinden bir şey katamamış olaya. Yaşanan olayların gerçek olduğunu bildiğim için sarsıldım ama kitapta geçen herhangi bir cümle yüzünden duraklamadım.
Yazarın yaptığı en dişe dokunur şey araştırmalarıydı. Zaten her yazar araştırıp yazdığı için bu da dişe dokunmuyor. Dün de yorum olarak yazdığım gibi :" Kalemini hiç sevmediğim Canan Tan bile bu konuyu kullansaydı kitap okunurdu."

Yine de kitap okunmaya değer niteliktedir. En azından farklı kahramanın dilinden onun yaşadıklarını da öğreniyorsunuz.
Bazı yerlerde kanınızın donacağı muhakkak.

Savaş korkunç bir rezalet değil midir zaten?

Not: puanlamadım çünkü ;
*yazarın diline kaç puan vereceğimi bilmiyorum,
*yaşanmış bir olayı puanlamak bana etik gelmiyor.

Dr. Elmyra 
15 Eyl 13:38, Kitabı okudu, 3 günde, 8/10 puan

Bu kitabı aslında ikinci okuyuşum. Yıllar önce okuduğumu unutarak tekrar almışım. (Eskiden 1k yoktu tabi, çok önce okuduğum bazı kitapları hatırlayamıyorum:) ) İlk birkaç sayfada hikayeyi hatırladım ama kitabı elimden bırakamadım.
Tekrar okumaya değen ve gerçek bir hikayeyi içeren bu kitap Bosna savaşını anlatıyor. Bosnalı bir ailenin kızı Suada ile babası Bosnalı annesi Sırp olan Tarık'ın aşkının başlamasından kısa bir süre sonra savaş başlar. Osmanlı'nın acısını içlerinden atamamış Sırplar, kadın çocuk dinlemeden acımasız katliamlar yaparlar. Kamplarda her kadın günde 30 Çetnik'in tecavüzüne uğrar, günün tek yemeği olan 1 somun ekmeği 13 kişi paylaşır. Kamptan kurtulmanın ise 2 yolu vardır: bir Çetnik tarafından hamile bırakılmak ya da ölmek.
Fillerin savaştığı, çimlerin ezildiği, yakın tarihimizin yüz karası, insanın içini sızlatan bir savaşın öyküsü İncir Kuşları...

Madam_Meçhul 
18 Eki 19:10, Kitabı okudu, Beğendi, 10/10 puan

Okurken ağlamamanız biraz zor diye düşünüyorum gerçekten insanın içini titreten, sinirlendiren, utandıran, üzen, tarihle yüzleştiren bir kitap.Tarihin acı yüzünü kadın penceresinden net bir şekilde hissetiriyor. Kitaplığınızda bulunması gereken bir kitap diye düşünüyorum.

Ismail Salma 
 07 Eyl 21:17, Kitabı okudu, 1 günde, Beğendi, 9/10 puan

Okuduğum güzel bir eser oldu. Bosna herzek katliamını anlatıyor. Suada ve aşkı çektiği açılar. Duygusal bir kitap oldu benim için ama gayet akıcı okunması gereken bir kitap.

Kitap, 1991 yılında Boşnak ve Sırpların savaşını anlatıyor, aslında savaş adı altında Sırpların Bornaklara yaşattığı işkence, ölüm, tecavüz olaylarını bir aşk hikayesiyle birleştirerek anlatmaya çalışmış.

Konservatuvarda okuyan Suada, öğretmeninin oğlu Tarık'a aşık olur, fakat başka bir sınıf arkadaşı da kendisine aşkını itiraf eder, karşılık alamayan genç maalesef bir General'in oğludur ve Suada'yı esir alarak zaten kuşatma ile başlamış olan kötü günlerin ardı arkası kesilmez olur.

Leyla - Alexandra Cavelius kitabı ile benzerlik olduğnu duydum, Sinan Akyüz tarzım olmamasına rağmen arkadaşımın da tavsiyesi ile okumaya karar verdim kısa bir kitap olduğu için kısa sürede bitti.

Kitabın basımı iyi değil, son bölümü son sayfalarında tekrarlamış, dümdüz bir anlatımı var yaklaşık 300 sayfalık kitapta alıntı yapacak bir cümle bile bulamadım.

Tavsiye edemem ama okuyacak arkadaşlara iyi okumalar dilerim.

Kitaptan 108 Alıntı

Yasin Karabayır 
19 Nis 01:04, Kitabı okudu, 8/10 puan

Anormal olan şeyleri nasıl da normalmiş gibi görmeye başlamıştık.

İncir Kuşları, Sinan Akyüz (Sayfa 180 - ALFA)İncir Kuşları, Sinan Akyüz (Sayfa 180 - ALFA)
derya BAŞTÜRK 
05 Şub 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 9/10 puan

...beklenen yağmur en sonunda yağar ama Savaş'tan geriye kalan her şeyi yağan Yağmurun temizlemesi mümkün müdür acaba?

İncir Kuşları, Sinan Akyüzİncir Kuşları, Sinan Akyüz
Yasin Karabayır 
19 Nis 00:55, Kitabı okudu, 8/10 puan

" Böyle karamsar şeyler konuşma, " dedi.
" Elbet bir gün güzel günler tekrar gelecek. "

İncir Kuşları, Sinan Akyüz (Sayfa 175 - ALFA)İncir Kuşları, Sinan Akyüz (Sayfa 175 - ALFA)
Mâsiva 
29 Haz 02:40, Kitabı okudu, Beğendi, Puan vermedi

Elimi açtım. "Yarabbi," diye söylendim. "Şu dünyadan bir an önce çekip gitmeme engel olma."

İncir Kuşları, Sinan Akyüzİncir Kuşları, Sinan Akyüz
Mâsiva 
29 Haz 04:25, Kitabı okudu, Beğendi, Puan vermedi

"Bu karanlık geceler ne zaman bitecek? Umudun gün doğumunu ne zaman göreceğim?"

İncir Kuşları, Sinan Akyüzİncir Kuşları, Sinan Akyüz
11 /