Yüzünde Bir Yer

9,8/10  (5 Oy) · 
20 okunma  · 
8 beğeni  · 
943 gösterim
"Gözüm!"

Bir keresinde babaannen böyle diyerek okşamıştı seni, halk dilinden türeyen bu epeski sevgi sözcüğüyle. Kendi görüp göremeyeceği her şeyi bir tek sen göresin diye mi üçüncü gözü kıldı seni? Kendinden verdiği bu göz, bakışın, algının, ışığın ve tanıklığın çok ötesinde gizil bir mirassa eğer, ne zaman fotoğraf makineni bir dürbün gibi ona buna doğrultup yakın-uzak ayarı yapsan, bil ki bir mil batırıp içine akıtıyorsun onu. Devraldığın gözü imha ediyorsun. Çünkü daha bakarken değiştiriyorsun şeyleri. Çerçeveye aldığın nesne her neyse, onu dünyadan koparıp kendi betimine buluyor, hayat sabitlediğin anlardan ibaretmiş gibi, evrenin zamandan münezzeh sıfatını önce insan yüzlerinde göreceğin yerde kendi yapıtında deniyorsun.

Hiç olmazsa bir kerecik "gözüm" diyerek sevsen beni, alnında bir yere koysan billur cismimi, bir sürü çerçeveler bulsak seninle, yağmalamadan muhafaza etsek şeyleri, itham ve iltifat etmeden sonsuzluğunu bulsak saliselerin; alelade ya da özel, kaba ya da zarif bütün nitelikleri düzlesek, baktığımız yerde göremediğimiz bir şey de olduğunu itiraf edip sussak birlikte, bu ağzı sıkılıkla hiç övünmesek, ne güzel olurdu. Yeter ki iste sana feda olsun gözüm.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Şubat 2015
  • Sayfa Sayısı:
    160
  • ISBN:
    9789753429931
  • Yayınevi:
    Metis Yayıncılık
  • Kitabın Türü:
Aykut 
 18 Eki 22:17, Kitabı okudu, 3 günde, Beğendi, 10/10 puan

Yüzünde Bir Yer, birden fazla bakış açısıyla bakılmaya açık bir eser. Bu, elbette ki bütün eserler için geçerli bir kuraldır. Bırakın kitapları, dünya için de böyle değil midir? Dünya bizim gördüğümüz kadar vardır. Üstüne üstlük, bu görme 'açısındaki' anlam yükleme işi de yine kişiden kişiye değişebilir bir olgudur. Fakat, Yüzünde Bir Yer'de bu biraz farklı. Şöyle ki, romanda belirli bir omurga yok diyebilirim. Yani kitap boyunca anlatılanlar belirli bir merkez nokta etrafında değil, aksine alakasız noktalarda meydana geliyor.

Büyülü gerçekçilik kavramında da gerçekçilik kapsamında bir omurga olmaması durumu söz konusu olabilir fakat bu eser o türe de girmiyor. Neden öyle peki? Sema Kaygusuz, bir tutulma halini anlatmış da o yüzden. Hayatta çoğu şeyin bir ağırlığı vardır; olayların ağırlık derecesi de elbette kişiden kişiye göre farklılık gösterebilir. Fakat çoğu insanda var olan ve var olmaya da devam edecek olan bir ağırlık vardır: Zamanın geçtiği gerçeği. Zamanın geçmesinden kastım, çağların ilerlemesi, dünyanın değişmesi değil. Demeye çalıştığım, zamanın bireysel olarak kişide bıraktığı yük.

Zaman kavramını çoğu zaman düşünmüş, üzerine kafa yormuşumdur. Hem bilimsel olarak hem de hayatsal manada. Hayatsal manada, zaman insanın sırtında her daim hissettiği bir yük gibidir. Bu açıdan aslında hepimiz birer 'zaman hamallığı' yapıyoruz bitmek bilmeyen hayat yolunda. Sanki sırtımızda bu ağırlık ile doğmuşuz. Gerçeklikten uzak bir ağırlık bu; insanın gerçeklerden uzaklaşıp görünmez hale geldiğinde yaşadığı "bir de gerçek hayat var tabii" bulantısından başka bir şey değil.

Aslında çok derine indim ama kitap da o türden olduğu için anlatmak gereği duyuyorum. Zaman geçer çevre değişir, yine zaman geçer sevdiklerimizin yaşlanmış olduğunun sessiz dehşetini yaşarız. Sanki o hamallığını yaptığımız zaman fısıldar durur kulağımıza; kendisinin durdurulamaz olduğunu ve bu fısıldamada dahi geçtiğini. İşte bu açıdan zamanın üzerimizdeki etkisini dile getiriyor Kaygusuz. Çocukluğumuzda dahi zamanın hamallığını yaptığımızı bizlere hatırlatıyor şu mükemmel tespit ile: Bir çocuk için büyüme korkusu yoktur, annesinin / babasının (veya sevdiği bir yakınının) yaşlanacak olmasından duyduğu korku vardır. Bu 'çocukluk dehşetimizi' yine bizlere anlatıyor hatta öğretiyor Kaygusuz.

Kültürümüzdeki Hızır kavramından da bahsediyor yazarımız. Duymuşsunuzdur, "Hızır gibi yetişti" derler hani, çeşitli efsanelerde ve anlatılarda ismi anılır bolca. İşte kitapta zamandan bu denli bahseden Kaygusuz, Hızır kavramını da hikayenin 'omurgasızlığına' katkı yapması için ekliyor romanına. Bu sayededir ki zamanın insan üzerindeki etkisi daha iyi anlaşılıyor. Kendi ifadesiyle zamanın ürperticiliğini anlatıyor bizlere; iki zaman arasında kişisel olarak yaşanılan değişimlerin her türlü kurgudan daha ürpertici olduğunu resmederek.

Zamansal ve uzamsal anlamda yaşanılan, hayattaki çoğu yoğunluk anlarına dikkat çeken Kaygusuz, bunu ismi belirsiz birine hitap eden karakterine anlattırarak yapıyor. Kitap sanki başka birine ithaf edilen farklı yazılar bütünü gibi. Ters kurgu düzenindeki gibi, hikaye sondan başa doğru ilerliyor sanıyorsunuz ama o da değil. Kitabın belirli bir omurgası olmamasından kastım da buydu aslında: Zamansal bir bütün oluşturmaması. Biz insanlar zamanı sayıyoruz ama ne denli işe yarıyor bu? Kaybolup gitmemize çare oluyor mu bu sayma işi? Ne kadar kesin sayılarla, günlerle sayarak sayalım zaman kavramını, bu onun içinde kaybolup gitmeyeceğimiz anlamına gelmez. Bu açıdan, zamanda kaybolduğumuzu kanıtlamak istemiş bir bakıma yazar. Proust'un da serisinin ismi "Kayıp Zamanın İzinde", Proust da zamana derin bir bakış ile bakar fakat Kaygusuz zaman kavramına Proust'tan farklı bir şekilde bakmış: Zaman, içinde kaybolmamıza yetecek kadar gerçektir. Hatta öylesine gerçektir ki ilk başta dediğim gibi, dünyadan en çok uzaklaştığımız hayallerimizde dahi "bir de gerçek hayat var tabii" şeklinde düşünmemizi sağlayacak kadar gerçektir. Hayallerimize sızan bir gerçeklik. Bir nevi delirtici bir gerçeklik.

Oyalanma dediğimiz kavrama da ışık tutulmuş. Mutsuzluğumuzu sahte bir neşe ile oyalamaya çalışmamız, acılarımızı dünyaya 'ilenerek' ve onunla oyalanarak azaltmaya olan bitmek bilmeyen ihtiyacımız resmedilmiş. Bunlarla da ruhumuzu uyuşturma uğraşımız anlatılmış. Bu uğraş anlarını anlattığı için okuması boğuk kitaplardan Yüzünde Bir Yer. Bu yüzden sevdiğim bir eser oldu.

Aslında daha bahsedecek çok şey var ama kitap hakkında haddimden fazla bilgi verdiğimi düşünerek incelememi bitirmek istiyorum. Kitabı çok beğendim, zamana dair bakışı olsun, hayat içinde yaşanılan yoğunlukların tasviri olsun beni içine çekmeyi başardı. Sema Kaygusuz gerçekten de 'zaman tasvirini' başaran bir yazar. İnsan ruhundaki değişimlerin sorumlusu zaman mıdır? Bu yüzden zaman bir katil mi olur? Ama bu denli bahsettiğim zaman kavramının da bir katili vardır, o da okumak isteyenlere bir sürpriz olsun. Şiddetle tavsiye ediyorum.

Lullaby 
22 Eki 21:03, Kitabı yarım bıraktı, Puan vermedi

Sanırım bu kitabı okumak benim için doğru bir zaman değilmiş. Yazar, bazı yerlerde senli konuştuğunda çoğu zaman kendi üzerime alındığım şeyler olduğu için yerli yersiz kitabı okumaya başladığımdan beri bir hüzün duyuyorum kalbimde. Hızlı okunabilecek bir kitap olduğunu düşünmüyorum bu kitabın. Zira şuan yarısına yakın okuduğum halde koca bir kitap bitirmişim gibi hissediyorum, eh biraz yordu galiba bu da. Ama bu kolay okunamadığından değil kolay okunuyor ancak yazar o kadar çok şey anlatıyor ki anlattığı efsaneler ve hikayelerde üzerinde düşünülmesi gereken çok şey olduğunu, bunlardan da çıkarılabilecek sonuçlar ve bu sonuçlar üzerine düşünülmesi gerektiğini düşündüğümden kitabı şimdilik yarım bırakmaya karar verdim. Kitabı okurken sonuna kadar büyük bir dikkat verilmesi gerektiğini ve gerçekten boş bir kafayla dinlenmiş bir halde okunması gerektiğini düşünüyorum. Bitirebilir miydim kitabı evet bugün bitirebilirdim ancak üstünkörü bir okumayla okuyup üzerine fazla düşünmeden bitirdiğim bir kitap olmasını istemedim. Belki de bu da benim kitaptan çıkardığım bir sonuçtur, sonuç olarak hepimiz bir kitabın farklı bir yönünü görür ve farklı bir yanını severiz. Bu gördüğüm farklı yanından ötürü ve üzerinde yeterince düşünebildiğim bir kitap olması istediğimden okumayı bir süre ertemeye karar verdim. Okuduğumda da incelemeyi güncelleyeceğim mutlaka.

Kitaptan 11 Alıntı

Aykut 
17 Eki 01:11, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

Düne kadar sadece hissederek yaşardın. Bir önceki günün hissini anımsayarak benzer bir şey hissetmek üzere alesta bekler, önceki zamanlardaki hislerinin hatırasıyla kendinin karbon kopyası olurdun. Saptırılmış bir hafızayla yaşamanın en karanlık yanı her gün ölü uyandığını anlayamamandı sanırım.

Yüzünde Bir Yer, Sema Kaygusuz (Sayfa 24 - Doğan Kitap)Yüzünde Bir Yer, Sema Kaygusuz (Sayfa 24 - Doğan Kitap)
Cihan Mert 
17 Kas 2014, Kitabı okudu, 10/10 puan

gitmek başlı başına dokunaklı bir şey. hele arkada kalıp gidişini izliyorsan birisinin, onunla ilgili son görüntü yalnızca belirgin sırt çizgileri oluyor. her adımda açığa çıkan tabanlar, bundan böyle yokluğa, hiçler ülkesinin topraklarına basacakmış gibi geliyor insana. dünyanın her köşesinde aynı otlar bitiyor halbuki. değil mi ki duran kendinde duruyorsa öylece, giden de kendine yürüyor yollarını. kimse kendini ben yitiğim diye tanıtmıyor da. yitik dediğin, geride kalanları olduğu yere sıkıştıran insan boşluğu, hep ten kokan bir yatak.

Yüzünde Bir Yer, Sema KaygusuzYüzünde Bir Yer, Sema Kaygusuz
Cihan Mert 
17 Kas 2014, Kitabı okudu, 10/10 puan

Böyle mi iyileşeceksin? Yedeğinin yedeğinin yedeğiyle şeylere dokunarak yani. Hem aç, yoksul ve incitilmiş insanlara, hem de sokakları arşınlayan mutlu perilere mi bölüneceksin aynı anda? Büyük bir kalabalığın sıkış tepiş sığındığı gölgeni, oturduğu yerden bahçeyi seyreden kendinden başka kime iliştireceksin? Gözünü seveyim bırak bu çoğulluk çabasını, hiç sırası değil.

Yüzünde Bir Yer, Sema KaygusuzYüzünde Bir Yer, Sema Kaygusuz
Aykut 
17 Eki 22:54, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

Hamaset zorbaların gölgesinde ürüyor. Her kahraman bir zorba matruşkasından çıkmış sanki. Şehir meydanlarında anıtsallaşan bütün şaşaalı sözler, o özgürlük söylevleri, şiir dizeleri falan, şehrin üstünü bulutlar gibi kaplayan zorbaların günbegün genleşen ruhlarını da yâd ediyor.

Yüzünde Bir Yer, Sema Kaygusuz (Sayfa 89 - Doğan Kitap)Yüzünde Bir Yer, Sema Kaygusuz (Sayfa 89 - Doğan Kitap)
tabula rasa 
20 May 21:08, Kitabı okudu, Puan vermedi

Bir şeye ad vermek onu kendine alışmaya zorlamaktır. Yeryüzündeki bütün kinsiz, gurursuz, yalın ve dingin canlıyı evcilleştirmenin ilk adımıydı bu.

Yüzünde Bir Yer, Sema KaygusuzYüzünde Bir Yer, Sema Kaygusuz

Hisler düşünceyi tetiklemediğinde hissedilmiş olanı hissetmekten başka elden bir şey gelmiyor. Yarın ölü uyanmayacak olsan da, ertesi gün, daha ertesi gün, şu anki hissinin yarattığı yakıcı yavanlığa alışarak yeniden ölgünleşeceksin. Tam da böyle bir ihtimal varken güzel gözlüm, şu anki varlığının cesedi olmaya birkaç gün kala yalvarıyorum ağla. Acıyı hissederken bilincini uyandıran o düşünce anını bari şimdi bırakma.

Yüzünde Bir Yer, Sema Kaygusuz (Sayfa 23 - Metis)Yüzünde Bir Yer, Sema Kaygusuz (Sayfa 23 - Metis)
Halil İbrahim kapan 
05 Eki 2014, Kitabı okudu, Beğendi, 7/10 puan

Seni fark ettiği an geniş bir gülümseme kaplıyor yüzünü.. Sadece ağzıyla değil, burnuyla, alnıyla, yük çeken omuzlarıyla beraber, bütün mahalleye yayılan bir arzuyla gülümsüyor.. Güzel bir ülkeye bakıyor sanki.. Gözlerinde pırıltılı bir sadakat.. Bu kusursuz an gelip geçtiğinde iyileşmeyecek bir yara açılıyor içinde.. Elinde fotoğraf makinesi, nereye gidersen git bu gülüşü asla yakalayamayacağını henüz bilmiyorsun...

Yüzünde Bir Yer, Sema KaygusuzYüzünde Bir Yer, Sema Kaygusuz

Asırlık bir uzaklık var aramızda. Yeryüzünün aynı köşesinde farklı zamanlarda duruyorduk ikimiz. Bölük pörçük hallerini izliyordum senin. Başka bir zamanda eziyet görmüş bir kadının şimdiki zamana sarkan kuran bilincini ödünç alan, üzüntülü bir hikayenin başkahramanıydın. Kendini kendinle hırpalıyordun. Çarşafında taze ter kokusunu duyduğun bir heyuladan korkuyordun üstelik. Yadsıyamayacağın kadar gerçekti ve senin zamanından geçiyordu. Heyulan ve sen hıdrellez ateşinden yeni çıkmıştınız.

Yüzünde Bir Yer, Sema Kaygusuz (Sayfa 12 - Metis)Yüzünde Bir Yer, Sema Kaygusuz (Sayfa 12 - Metis)

Düne kadar sadece hissederek yaşardın. Bir önceki günün hissini anımsayarak benzer bir şey hissetmek üzere alesta bekler, önceki zamanlardaki hislerinin hatırasıyla kendinin karbon kopyası olurdun. Saptırılmış bir hafızayla yaşamanın en karanlık yanı her gün ölü uyandığını anlayamamandı sanırım. Şimdi bakıyorum da ağlayamıyorsun bile. Bilmediğin bir gözyaşı dökmeye direniyorsun. Yaşamak hissetmektir...

Yüzünde Bir Yer, Sema Kaygusuz (Sayfa 22 - Metis)Yüzünde Bir Yer, Sema Kaygusuz (Sayfa 22 - Metis)
2 /

Kitapla ilgili 2 Haber

Sema Kaygusuz 20 Şubat’ta CerModern’de
Sema Kaygusuz 20 Şubat’ta CerModern’de CerEdebiyat söyleşilerinde Şubat ayı konuğu Sema Kaygusuz. Edebiyat Haber’in de medya destekçilerinden olduğu bu önemli etkinlik, 20 Şubat Cumartesi günü, saat 14.30’da CerModern’de gerçekleştirilecek. Söyleşinin moderatörü Tolga Yüksel. Yazar, söyleşi sonrası kitaplarını da imzalayacak.