"Hayatı bu kadar ciddiye almanı anlıyorum, yaşananlara gülmeni de beklemiyorum. Ama sürekli kaşlarını çatmak, somurtmak, insanlara ve her şeye kızmak sana hiçbir şey kazandırmaz Lina. Yaşamak, hayat üstüne gelirken ona gülümsemeyi de bilmek demektir."
Neyin içindeyim? Kendimi bulabilmek için çıktığım yolda, içinde yaşayabilmek uğruna sevdiğim renge boyadığım duvarları da kaybedersem ne olacaktı? Oysa duvar, duvardı. O duvarı sevdiğim renge boyamam, o duvarın benim engelim, özgürlüğümün kısıtlandığı yer olduğunu değiştirmiyordu. En fazla bir engelden kurtulmuş olmayacak mıydım? Kadehi dolduran kırmızı şarap gibi, damarımın içini dolduran kızıl kanın hâlen daha taze olduğu, bir iğnenin ucunun bile tenimi delip o kanı oluk oluk akıtabileceğini bildiğim yaştaydım.belki de haklıydım, belki de intihar düşüncesi benim için yeni bir yol, bir son olacaktı ama benim sonu bu şekilde görmeye değil, benim sonu yaşayarak görmeye ihtiyacım vardı.
Ağlayarak boyadığıma duvarı yıkmanın zamanı gelmişti.
Şimdi sen arkandaki kalabalığa aldanıyorsun. Biz ikimiz, o kalabalığın içinde yapayalnız kaldık, kabullenmiyorsun. Gün geçtikçe eksiliyor yüreğin, fark etmiyorsun. İnsana yalnızlık da öğretilir sevgilim, sen acıyı hiç tanımıyorsun.
Göğsümdeki baskıyı, karnımdaki ağrıyı yok sayamaya çalıştım. Bir insanı severken, ona karşı fiziksel olarak da hassaslaşmak dünyanın en kötü hislerinden birisiydi. Şimdi göğsümün içerisinde solmaya yüz tutmuş bir çiçek var gibi hissediyorum.
Atılan her kurşun canını yakma eğiliminde değildir. Bazen kanasın, yarayı tanı, acıyı bil ister. Her savaş nefretten doğmaz. Gerçek savaşları başlatan yok sayılan sevgidir.