📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Belki de hayatımıza yön veren şey yalnızca seçimlerimizdi. Minjun o zamanlar pes etmediğini, sadece bir seçim yaptığını fark etti. O yoldan çekilme seçimi.
Üç Erkek Kardeş— aslında asıl adı Sardunya Efsaneleri olan bu kitap, Can Yayınları'nın Amazon’a özel oluşturduğu seride isim değiştirilerek sunulmuş. İsmi dolayısıyla başta bir öykü kitabı sanmıştım; ancak her bir bölüm, Sardunya’daki kiliselerin dayandığı efsaneleri anlatıyor.
Kitabın ilk iki efsanesini okuduktan sonra "Bunlar nasıl hikâye?" diye söylenmiştim. Meğer Can Yayınları, bu kitabı daha önce bastığında önsözle birlikte yayımlamış ve o önsöz, anlatılanlara bir anlam katıyormuş. Fakat benim okuduğum bu özel baskıda böyle bir giriş olmadığı için, ne anlatılmak istendiğini anlamadan eseri oldukça hafife almışım.
Bu nedenle, kitapla ilgili genel fikrim şu oldu: Bu eseri, sadece bu konuya özel bir ilgisi olan kişilerin okuması daha anlamlı olabilir.
Ama burada belki de esas üzerinde durulması gereken şey şu:
İnsanlar neden bir şeylerin nedenine dair efsanelere tutunmak ister?
Neden hep bir şeylerin ardını, hikâyesini merak ederiz?
Tutunacak bir şeylere mi ihtiyacımız var?
Yoksa kendimizden bir şeyler bulup umutlarımızı artırmak için mi bu arayış?
Bu merak neye hizmet ediyor?
Yoksa sadece edebi bir keyif almak, dilden dile aktarılan anlatıların taşıdığı sıcaklıktan dolayı mı efsanelere ihtiyaç duyuyoruz?
Efsanelerin katma değeri nedir?
Üç Erkek KardeşGrazia Deledda · Can Yayınları · 2021403 okunma
Bir Pazar günü yolculuğumda, bana arkadaşım tarafından seçilmiş kitap eşlik etti: Bayan Ming’in Hiç Olmayan On Çocuğu. Kısa, yormayan, sade; anlatmak istediğini net bir biçimde aktaran güzel bir kitap.
Her ne kadar kitabın anlatmak istediği şeyi net bir şekilde verdiğini düşünsem de, benim çıkardığım sonuçların bazı yorumcularınkinden oldukça farklı olduğunu fark ettim.
Yalan ve düş… Hayali bir düzlemde yaşamayı anlatmak, bir nevi yalan sayılır mı? Peki ya o yalan, sizin gerçeğinizse? Bu durumda hâlâ bir yalan mıdır?
İnsanlar neden düş kurar?
Neden yalan söyleme ihtiyacı hisseder?
Yalan söylemenin amacı, sadece karşımızdakini kandırmak mıdır?
Yoksa kendi açığımızı kapatmaya çalışmak mı?
Kendiliğimizi koruma çabası mı?
Belki de, söylenmediği takdirde bütünsel bir bozulmaya yol açacak kadar elzem bir hakikat midir?
Kitapta altı çizilesi çok güzel alıntılar vardı. Keyifli okumalar.