Insan her daim yaşadigi anı kiymetini bilmeliydi.Başımıza gelen her kötü şeyin bize öğretmek istediği bir amacı vardı.Bazen iyi bazen kötü .Bazen de,yaşamamak için ne kadar uğraşsa da o anı yaşardı insan..
Anlatmak istemediğim bir dönemin içindeyim, susmak, kendimi korumanın en sade yolu gibi geliyor. Kelimeler artık ağır, cümleler yorgun. İçimde kalanları paylaşma isteği değil, saklama ihtiyacı var.Eskisi gibi hunharca kitap okumayı özlüyorum,dünyayla arama kelimelerden bir duvar ördüğüm o zamanları. O kadar yoğun, o kadar yorgun bir yıl geçti ki… Şimdi bir kafeye telaşsızca gidebilen, örgüsünü acele etmeden örebilen, alarmsız uyanabilen, kafasında bin sekme açık olmadan yaşayabilen insanlara imreniyorum. Ben ise hâlâ içimde bitmeyen bir koşunun nefesini taşıyorum,durmak istediğim yerde bile zihnim koşmaya devam ediyor.Üstelik artık hiçbir şeye hevesim kalmadı, umut da zaten uzun zamandır yok. Eskiden bunlara üzülürdüm, şimdi üzülmeye bile mecalim yok. Hayatı gelişine yaşıyorum; duygularla değil, ihtiyaçlar hiyerarşisinin en alt basamaklarında tutunarak. Yaşamak, bir anlam arayışından çok, günü tamamlamaya dönüşmüş durumda.