Belli bir yaştan sonra insan, kelimelerin ağırlığını değil, sessizliğin gerçekliğini daha çok duyuyor. Çevrendeki insanlar aynı kalsa da, frekansların çoktan başka yönlere savrulduğunu fark ediyorsun. Konuşmaların içi boşalıyor, yüzler tanıdık ama ruhlar yabancılaşıyor, sırf yalnızlık ürkütmesin diye ya da eski günlerin hatırı kalmasın diye o çevrelerde durmayı sürdürüyor insan.Ama yazmak… Yazmak bambaşka bir âlem. Kelimeler, kimsenin dokunamadığı bir yerden çıkıp kendi yolunu buluyor. seni yargılamayan, seni bölüp parçalamayan, seni olduğun hâliyle kabul eden bir sığınak oluyor. Yazı, içinden akıp giden bir nehir gibi, hem taşıyor hem arındırıyor hem anlatıyor hem dinliyor. İnsan bazen kalabalıkların bile veremediği o derin anlaşılma hissini sadece kağıdın sessiz yüzünde buluyor.
Kim bilir, belki de gerçekten aynı frekansta olan biri bir yolculuğa çıkmış, sana doğru geliyordur.