"Kim bilir kaç üniversite mezunu genç çok çalışıp iyi paralar kazanacaklarını düşünerek büyük firmalara giriyor ve ancak otuz beş yaşından sonra bu işlerden ayrılarak gerçek istediklerini yapmaya çalışıyor? Öte yandan, bu yaşa gelinceye dek kredi ödemeleri, okul yaşına gelen çocukları, ödemeleri gelen arabaları ve yurt dışında tatiller veya kaliteli şaraplar olmadan yaşamın çok da anlamlı olmadığına dair geliştirdikleri anlayışları oluyor. Ne yapabilirler? Geri dönüp kök bitkilerini mi eşelesinler? Elbette öyle yapmayıp daha da büyük bir çabayla köle gibi çalışıyorlar."
Ağzından çıkan ilk kelimeyle kula ğına koyduğu telefon patladı. Kafası parçalanmıştı Yahya'nın. İsrail istihbaratı bu eylemi, direnişe karşı gerçekleştirdiği büyük bir başarı olarak lanse etti. Ev sahibi zaman kaybetmeden, fela- keti haber vermek üzere mücahidiere ulaşmaya koştu. Araların da İbrahim'in de olduğu birçok kişi Beyt Lahiya'daki eve gittiler. Gördükleri manzara karşısında gözyaşlarını tutamadılar.
Saatler içinde bu haber vatanın her evine ulaştı. Herkes Yahya'yı kalplerinin en derinlerinden seviyordu. Mühendis Yahya, Filistin'de işkence altında yaşayanların, Arap ve İslam alemindeki milyonlarca sevenlerin gönlünde Yahya Ayyaş olmuştu. Uzun yıllardır kımıldamayan izzet ve onur duygularını en üst düzeyde harekete geçirmiş, vahşetin, barbarlığın kalelerine sığınan zalimleri evlerinin içinde parçalamayı başarmıştı. Yüreklerine korku ve dehşet salmış, acımasız işgale karşı verilen mücadelede dengeleri altüst etmişti. Ateşin kuru otları yakması kadar hızlı bir şekilde yayıldı haber. Vatanın her tarafında kitleler sokaklara çıktılar. Herkes birbirine soruyor, haberi doğrulatmaya çalışıyordu. Kimse duyduğuna inanmak istemiyordu. Yahya haykıran, gürleyen, korku salan bir efsaneydi çünkü.
Yine Abdullah b. Havale'nin Resulullah'tan rivayet ettiği şu hadisi okuyordum: 'Ordular göreceksiniz, bir ordu Şam'da, bir ordu Irak'ta, bir ordu da Yemen'de. Abdullah der ki: Kalktım ve 'Ya Resulallah bana ne emredersin?' dedim. Buyurdu ki: Şam ordusundan ayrılma. Bunu istemeyen de Yemen'e katılsın ve sularının en derin yerinden içsin. Çünkü yüce Allah benim için Şam'a ve halkına kefil oldu.' Devamında şöyle buyuruyor: 'Her zaman ümmetimden bir grup din üzere var olacaktır. Düşmanlarını yenecekler ve karşı çıkanlar onlara zarar veremeyeceklerdir. Sadece küçük yaralar alacaklardır ve bu durum Allah'ın emri gelinceye kadar bu şekilde devam edecektir. Orada bulunanlar, 'Ya Resulallah, kimdir onlar?' dediler. Buyurdu ki: Beytu'l-Makdis (Kudüs) ve onun çevresinde yaşayanlar.'
Kardeşlerim, bu topraklar kutsal ve tertemiz topraklardır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: 'Bir gece kendisine bazı ayetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Aksa'ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir. O, gerçekten her şeyi işitmekte ve görmektedir.' (İsra,1) Burası İsra ve Miraç'ın toprağıdır, bereketli kılınmıştır. Kıyamet gününe kadar sürecek kenetlenmenin ve cihadın topraklarıdır. Allah'ın izniyle arzularımız gerçekleşene kadar hiç kimse bu kenetlenmeyi ve cihadı durduramayacaktır.