Kitabı oldukça sevdim. Benden 1 yaş küçük kız kardeşim olduğundan ana karakteri kendime benzetmekten alıkoyamadım. Kitaptaki olaylar silsilesinin nereye gideceğini pek kestiremedim ama bu bilinmezlik kitabı daha da sürükleyici kıldı. Kitabın dili oldukça sadeydi, bu durum bir anda değişen durumları daha da beklenmedik hale getirdi.
Kitap daha da uzatılabilirdi belki. Ana karakterin yetişkin halinin geçmişini anlattığı hissi var ve kitabın sonunda geleceğinden bahsedeceğini ya da kız kardeşinin şehre geleceğini düşünmüştüm. Çoğu kısım bize bırakılmış, sonda teyzesinin yeni hayatını gözler önüne serip "ama benim kız kardeşim var" mesajı ile kitap bitiriliyor. İlginç bir kurguydu. Karakterler çok iyi işlendiğinden iyi ya da kötü yok. Herkesin kendi akışında yaptığı seçimlere hak verdim ve hepsinin farklılıkları, ortamı tamamen gerçek hayattan hissettiriyor. Vincenzo, hızlı bir gidişi oldu, şaşırttı.
Kendime geriye dönüp baktığımda bir not bırakmak istedim.
Geri Verilen KızDonatella Di Pietrantonio · Domingo Yayınevi · 20254,237 okunma
beğendiğim serilerden biriydi ALAZ ALTUĞ SİPAHİ ye aşığım okumanız gereken kitaplardan biri tavsiye ederim. Saran bir kitap sıkıcı falan değil. Denemenizi tavsiye ederim
Zweig'in bu əsərinin içində, 3 hekayə yer alır:
1) Rahel Tanrı'yla Hesaplaşıyor
2) Üçüncü Güvercinin Hikayesi
3) Ölümsüz Kardeşin Gözleri
Mən 3-cü hekayəni, onsuzda ayrıca oxumuşdum deyə, onu təkrardan oxumadım. Hətta əvvəl ki, postlarımda o kitab haqqında ətraflı paylaşım da etmişəm. Digər iki hekayə isə daha çox Tövrat və İncildəki yer alan mətnlərə əsaslanan hekayələr idi. Kitaba adını verən hekayə, yəni “Rahel Tanrıyla Hesaplaşıyor”, Rahel adında bir qadının Tanrıya olan üsyanından bəhs edir. Kitab Tanrı'nın insanlara qəzəblənməsi ilə başlayır. Bu səbəbdən yer üzündə çoxlu fəlakətlər baş verir, evlər dağıllır, sular daşır və s. Məhz bu anda Rahel ortaya çıxaraq uca səslə Tanrıya yalvarmağa başlayır. O öz dualarında, Tanrıdan onun xalqını əfv etməsini istəyir. Tanrı onun dualarına cavab verməyəndə isə, bu dəfə o keçmişdə baş vermiş bir hadisəni həm bizlərə, həm də Tanrıya nəql edir. Əslində Rahelin yaşadığı şey, istənilən bir qadın üçün çox ağır bir hadisədir, məhz Rahel, belə bir anda belə qəlbindən Tanrıya olan inancını əksiltmədiyini vurğulayır və beləliklə dualarındaki arzuları çin olur. Hər iki hekayə də, “Dini Öğreti” deyə biləcəyimiz cinsdə hekayələrdən idi və Zweig onları ədəbiyyat ilə harmoniyalaşdıraraq bizlərə ötürüb.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu sadece bir roman yazmakla kalmadı Osmanlı devletinin son dönemlerini konak üzerinden ilmek ilmek işledi. Batılılaşmanın toplum üzerindeki etkisi ve eski düzenle yeninin uçurumunu Naim Efendi, Seniha, Servet ve Sekine, Faik karakterleriyle çizdi. Hakkı Celis’in iyi hali, Naim efendinin çaresizliği aslında kitabın özeti gibiydi. Toplumsal yenilik beraberinde yozlaşmayı getirmişti. Görkemli bir konağın harabeye dönüştüğü hal ise Osmanlı Devleti’nin geldiği son noktayı tasvir ediyordu. Yazarın ilk kitabı olmasına karşı anlatımı oldukça etkileyiciydi. Hikaye örgüsü ise yine ilk romanın çok ötesinde bir kaliteye sahipti. 1. Dünya savaşında ölüme giden Hakkı Celis ve tek başına ölümle burun buruna kalan dede Naim efendi karakterleri oldukça derin izler bıraktı. Dönem, konu ve anlatımı itibariyle müthiş bir roman ve müthiş bir yazar diyebilirim. Yaban, Hüküm Gecesi, Panaroma, Sodom ve Gomore ve Ankara gibi romanları okuma listesinin başına geçmiş durumda…
Hayatı nerede sorgulayacağımız hiç belli olmuyor. Mesela kahramanımız işlerinden bunalıp tatile çıkacaktı ki yol kapalıymış, farklı eski yollardan gide gide kayboldu ve ismi dünyanın kıyısındaki kafe olan o kafeye girdi. Menüde yiyecekler kısmı bittikten sonra 3 tane soru onu bekliyordu.
1) Neden buradasın?
2) Ölümden korkuyor musun?
3)Halinden memnun musun?
Tabii bir de menünün başında takıldığı yerler için garsondan bilgi alabileceği detayı da vardı. Bizim tuhaf tarafı garson da kafenin sahibi de John'un düşüncelerini okur gibi cevaplar veriyordu. Bu esrarengiz kafede kahramanımızla beraber biz de burada ne yapıyoruz, neden buradayız diye sorgulamaya başlıyoruz. İncecik bir kitap akıcı dili ile hemencecik bitiyor, bizi de bir kenarda düşüncelerimizle baş başa bırakıyor. O halde önce John hayat sorgulasın sonra sıra bizde. Okumak isteyen herkese tavsiyemdir
Aslında kitabı okuyalı 1 ayı geçti, ama inceleme yazmayı unutmuştum, Gizem Berksoy incelemesini okuyunca "ben de yazmalıyım" dedim, teşekkürler kuzum
Bu kitap çok enteresan bir kitap. Normalde hep üçüncü kişilerin hikayesini okuyup "ben olsam ne yapardım" deriz, bu kitap ona izin vermiyor, sizi doğrudan birinci kişi haline getiriyor, olayı okumuyorsunuz, yaşamak zorunda kalıyorsunuz,
Çünkü kitabın kime yazıldığı belli değil, belki de size yazıldı?
Zaten bu duygu dünyasına girdiğinizde kitabın niteliği değişiyor, daha en başta bir uyarı var:
-"Son bölümü asla önceden okuma"
Anlıyorsunuz ki son sayfada, son bölümde bir gizem var ve bu gizem erken ortaya çıkarsa bir problem yaratacak.
Ve sona geldiğinizde anlıyorsunuz ki bu uyarı boşa yapılmamış. Gerçekten son kısımda beyninizi yakacak bir sürpriz hazırda bekliyor.
Yazarın ilk kitabı olan Yarının Öyküleri de benzer şekilde yaptığı ters köşelerle beynimizi yakmıştı,
Ama onun olayı başkaydı, Black Mirror gibi "izleyeni" şaşırtıyordu,
Burada yazar Çağlar Kulaksız bizzat "sizi" şaşırtıyor, sizi ters köşeye düşürüyor. Yazara gidip "abi sen ne yaptın ya?" diye sorasınız geliyor.
Ben kitabı çok beğendim ancak bir müddet de etkisinden çıkamadım, moralim bozuldu, canım sıkıldı, kendimi sorgularken buldum. Belki de sandığım kadar ahlaklı değilim dedim.
Eğer yazarın türü ilk kitapsa, bu kitap farklı bir tür olmuş. Eğer yazarın türü bu kitapsa, bu türde devam etmeli çünkü felsefi sorguyu bu denli içselleştiren çok az kitap var.