Evrimsel biyolojiye göre doğma şansın 400 trilyonda 1'dir. Yani özel değil, şanslısın. Harika hayatını dolu dolu yaşamalısın. Aklında bulunsun; bir daha asla var olmayacaksın....
Felsefe
Wattpad ile aşkı harcamanın seksen yolu
1) Ölümüne sevenler,durmadan denerler, inatla kaybederler Eftalya&Tugay Diğerleri sizde
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ne dersiniz? Bu üçü sizde tam mı ? :)
Adler'e göre, Hayat Görevlerimiz Nelerdir? Alfred Adler, gözlemleri sonucunda her insanın hayatında üç temel görev olduğunu söyler. 1. İş görevi (Arbeit) - Toplumda üretken bir rol üstlenmek. 2. Arkadaşlık görevi (Gemeinschaft) - Diğer insanlarla bağ kurabilmek. 3. Sevgi görevi (Liebe) - Bir kişiyle derin, karşılıklı, süreklilik arz eden bir ortaklık kurmak. Adler diyor ki; bu üç görevde de başarılı olan insan ruhsal olarak sağlıklı ve mutlu olan insandır. Birinde tıkanan kişi nevroz geliştirir. Çünkü bu görevler hayattan kaçılabilecek opsiyonlar değil, hayatın kendisidir.
1000Kitap
Elden gider
Görmeden âsar-ı Nisanın (1) bahâr elden gider Güller âhir râm olur amma hezar (2) elden gider Ziya Paşa
Şiir
Çizgi romanlar da açıklama ister, önsöz ister, inceleme ister
Martin Mystere - Sayı 217 - Dört Boyutlu Fidye "Fantazmagori" (Mystère'in Gizemleri) köşesi, serinin yaratıcısı Alfredo Castelli tarafından her sayının arkasına eklenen özel bir entelektüel/kültürel genel kültür bölümüdür. Bu bölümün hazırlanmasındaki temel amaçlar şunlardır: 1. Maceralardaki Gerçek ve Kurgu Sınırını Netleştirmek: Martin Mystère maceraları doğası gereği mitoloji, dinler tarihi, arkeoloji, gizemli bilimler, komplo teorileri ve ezoterizmle iç içedir. Okuyucunun kafasında *"Hikayede anlatılan bu efsane, tarihsel kişilik ya da bilimsel veri gerçek mi, yoksa tamamen kurgu mu?"* sorusu uyanır. Fantazmagori köşesi, macerada adı geçen konuların ve kavramların tarihsel dokümantasyonunu, kaynaklarını ve bilimsel gerçekliğini okuyucuya sunar. 2. Kültürel ve Felsefi Derinlik Kazandırmak: Görsellerdeki örnekte de görüldüğü üzere (yaşlılık kavramının etimolojisi, kutsal kitaplardaki kronolojiler, asırlık insanların tarihsel kayıtları, Faust efsanesinin gerçek kökeni vb.), sadece basit bir çizgi roman okuma deneyiminin ötesine geçerek okuyucuya felsefi, sosyolojik ve antropolojik bir bakış açısı kazandırmayı hedefler. 3. Okuyucuyla Entelektüel Bir Bağ Kurmak: Alfredo Castelli, bu köşeyi adeta okuyucuyla sohbet ettiği kişisel bir kürsü olarak kullanır. Kendi düştüğü kavramsal yanılgıları (örneğin "yaşlı" yerine "yaşça büyük" kelimesini kullanarak siyasi doğruculuk tuzağına düşmesi gibi) samimi bir dille paylaşır. Bu durum, Martin Mystère'i sadece bir macera çizgi romanı olmaktan çıkarıp "akıllıca kurgulanmış bir kültür dergisi" formuna ulaştırır. Bir önceki sayı olan Martin Mystere - Sayı 216 - Slumberland'a Dönüş devamı olan bu sayının okunurluguna bir katkı sunması açısından bu bölümü burada paylaşmayı uygun gördüm. # YAŞLILARA YOL AÇIN: ZAMANIN,
Hayata Dair
Kırk haramiler mi ? Robin hood mu ?
Bölüm 1 Otobüsün içi bir fırın; ter ve egzoz dumanı birbirine karışmış, herkes bir yerlere tutunmaya çalışıyor. Kartımı cihazın üzerine uzatıyorum: "Yetersiz bakiye." Makinenin o soğuk, mekanik sesi içimi cız ettiriyor. Arkamdaki adam sabırsızca homurdanıyor, sanki dünyanın merkezi onun varması gereken yer. Kulaklıklarımda bambaşka bir dünya dönüyor; Ali Baba ve Kırk Haramiler çalıyor, neden bu şarkı zihnimde yankılanıyor hiçbir fikrim yok, sanki bu sıkışık otobüsün arka plan müziği gibi her şeyi daha da absürtleştiriyor. Bölüm 2 Tam o sırada, arka koltuktan bir bebeğin tiz, keskin ağlama sesi her şeyi bastırıyor. Yanımda ayakta duran yaşlı amca, nasırlı elleriyle tutunduğu demirden hafifçe bana doğru dönüyor; "Neredensin sen?" diye soruyor. Soru, otobüsün o boğucu havasından daha ağır, daha katmanlı. Ben kimim ki? Arka koltukta oturup herkesi izleyen, hayatın tüm o "bakiye yetersizliği" uyarılarına rağmen bir sonraki durağı bekleyen o yolcu muyum? Zihnimin tam ortasına o şarjlı soru düşüyor: Robin Hood bir kahraman mıydı gerçekten? Ali Baba ve Kırk Haramiler çalarken, asıl soruyu kendime soruyorum: Ganimetleri haramiler mi alırdı, yoksa Robin Hood mu? Belki de bu otobüsün içinde, kimin kimi "aldığı" bile belli olmayan bir kaostayız. Kapanış 🤝 Otobüs ani bir sarsıntıyla kalkıyor, herkes bir o yana bir bu yana savruluyor. Kulaklıktaki melodi devam ediyor, amca hâlâ cevap bekler gibi bakıyor, bebek ağlıyor. Eve gidiyorum; hayatın tüm bu küçük kaoslarının, yetersiz bakiyelerin ve beklenmedik soruların içinde, kendi rotamı mı çiziyorum yoksa sadece durakları mı sayıyorum? (Bu otobüsün havası gerçekten çok ağır, ama zihnimdeki o şarkı ve Robin Hood ikilemi sanki her şeyi daha da içinden çıkılmaz bir hale getiriyor.)
Duygu ve Düşünce