Tüm seriye bir hakaretti resmen. İlk dört kitabı rencide etmek için yazılmış sanki. Ana katilin Christopher Denven çıkması, Lana'nın ölmemesi, Jake ve Hadley'in sevgili olması zaten o kadar zorlama yazılmış ki okurken keşke bitse artık dedim, Logan'nın da Lana sanki bir zombiymiş de önüne arada insan atıp yemesi gerekiyormuş gibi yılda 1 kere gizli bir teknede önüne suçlu atıp öldürmesine izin vermesi tamamen rezillik korkunç iğrenç bir kurguydu keşke 4. kitap son olsaydı o derece. S. T. AbbyMindfck 5: Her Yeri Kızıla Boya
"Tüm varlıklara… aramızdan ayrılanlara, yaşayanlara ve henüz dünyaya gelmemiş olanlara. Atalarımız dünyayı bugünkü haline getirdi. Gelecekte neye dönüşeceğine biz karar vereceğiz." s.8
Yuval Noah Harari'nin ilk Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. Bu kitap sanki onun devamı veya daha da geliştirilmiş variantı diyebiliriz. Durdurulamayan İnsanlık, Homo Sapiens’in dünyadaki diğer tüm canlılara nasıl üstünlük sağladığını ve bu süreçte kolektif hayal gücünü; para, din vb. nasıl bir süper güç olarak kullandığını gösteren akıcı ve mizahi bir dille anlatan tarihi bilim serisidir. Evet kitap 3 seriden oluşmaktadır;
Durdurulamayan İnsanlık 1Durdurulamayan İnsanlık 2Durdurulamayan İnsanlık 3
Harari’ye göre insanı durdurulamaz kılan şey alet kullanmak veya sadece iletişim kurmak değildir. Fikrimce, ruhlar, para ve devletler gibi soyut hikayeler uydurabilmesi ve bunlara milyonlarca insanın inanmasını sağlayarak devasa kitleler halinde işbirliği yapabilmesidir. Kitabın artısı şuydu bence; karmaşık tarihi ve bilimsel gerçekleri; ister biyoloji ve sosyoloji olsun, isterse de çocukların ve gençlerin rahatça kavrayabileceği bir anlatıma sahiptir. Çizimler ve konuşma dili, okumayı son derece keyifli hale getiriyor ki, bu en çok beğendiğim nüanslardan biri oldu. Kitap bir çok eleştirilere de açık olmuş; Mesela, Harari'nin dinleri "insanların doğayı kontrol etmek için uydurdukları hikayeler" olarak nitelendirmesi bazı okuyucular tarafından eleştirilmiştir. Böyle bir izahı olabilirdi diye düşünüyorum; Dinler yerine "Mitler" kavramı olsaydı belki daha doğru olabilirdi. Eskiden ağaçların, taşların, hatta kuşların "bülbül, kartal, vb" hayvanların veya nesnelerin mitleri mevcut idi. Bu subjekten bakarsak, durumun mahiyetini kavramamız mümkündür.
Bu kitabı okuyalı aslında gerçekten bayağı bir zaman oldu. Ama dönüp profilime baktığımda, hayatımda bu kadar özel bir yeri olan, en sevdiğim serinin ikinci kısmının ilk kitabı hakkında hiçbir şey yazmadığımı fark ettim. Burası benim kitap günlüğüm gibiyse, bu başlangıcın incelemesi burada kesinlikle durmalıydı. Yazmasam eksik kalacaktı, o yüzden biraz nostalji yapıp o dönem hissettiklerimi buraya aktarmak istedim.
Ben bu kitabı Şimşek Hırsızı serisinden bayağı bir sonra okudum, 1 yıl falan sonra olabilir. NİYE BÖYLE Bİ MALLIK YAPTIM BİLMİYOM keşke okumak için o kadar zaman beklemeseymişimmm☆
Kitabın başında Percy’yi göremeyince, hatta adını bile duyamayınca açıkçası biraz modum düşmüştü. Büyük Kanyon'daki o fırtına ruhları (Anemoi Thuellai) saldırısıyla başlayan kaosta, Jason'ın elindeki madeni paranın birden kılıca dönüşmesini ve havayı kontrol etmesini izlerken bile aklım hala Percy'deydi. Yalan yok, ilk birkaç bölüm boyunca hep bir önyargı vardı içimde; sürekli " yosun kafa nerede?" diye söyleniyordum qwqwqwwq.
Ama Rick Riordan ’ın anlatımı öyle bir şey ki, insanı bir şekilde o hikayenin içine çekmeyi her zaman başarıyor. Hikaye ilerledikçe, karşımıza çıkan o yeni üçlüye (Jason, Piper ve Leo) yavaş yavaş, hiç fark etmeden çok ısındım. Bu kitapta Rick Riordan anlatım tarzını da değiştirmişti; tek bir karakterin ağzından okumak yerine, her bölümde farklı bir karakterin kafasının içine giriyorduk. Bu teknik, karakterleri çok daha yakından tanımamı ve onlarla bağ kurmamı inanılmaz kolaylaştırdı.
Karakterlerin ve o tehlikeli görevlerin bendeki yeri hala çok ayrıdır:
Jason: Çocuk hiçbir şey hatırlamadan, geçmişi silinmiş bir şekilde bir okul otobüsünde uyanıyor ama o kadar güçlü ki... Rüzgarları yönlendirmesi, yıldırım çağırması ve o meşhur altın parası (Ivlivs) ile dövüşürken
KızıltepeHazal Aba
Merhaba arkadaşlar, nasılsınız?
Bu kez yoruma bir soruyla başlıyorum: Mahalle kurgularını sever misiniz? Uzun süredir bu tarz kurgular okumadığımı fark ettim, o yüzden sizin de durumunuzu merak ettim. Çünkü günümüzde o eski mahalle samimiyetini pek göremiyoruz ve bazen kitaplar sayesinde bu hasreti gideriyoruz.
İşte Hazal Aba'nın kaleme aldığı 'Kızıltepe 1' bizi o hep özlediğimiz eski mahalle kültürünün, içten komşuluk ilişkilerinin ve sıcacık aile bağlarının tam ortasına götürüyor. Kitabı okurken kendinizi adeta o mahallenin bir sakini gibi hissediyorsunuz.
Hikayenin odak noktasında; mahallenin içi içine sığmayan, deli dolu kızı Mahira ile abisinin en yakın arkadaşı olan, mahallenin o ağırbaşlı delikanlısı Sancak yer alıyor. Kitap boyunca "abimin arkadaşı" temasının getirdiği o tatlı gerilimi, yakalanma korkuyla yaşanan gizli kaçamakları ve mahalle baskısını okuyoruz.
Kurguda özellikle karakterler arasındaki yaş farkı ve Sancak’ın o buram buram korumacılık kokan, aşırı kıskanç maço tavırları hikayeye farklı bir dinamik katmış; bu tarz baskın karakter özellikleri ve yaş farkı detayları okurlar arasında farklı yorumlara alan açacaktır diyebilirim. Sancak’ın o dışarıya karşı ördüğü sert duvarların Mahira’ya olan zaafıyla nasıl çatırdadığını izlemek ise kurgunun merak dozunu artırıyor.
"Abimin en yakın arkadaşı" temasını, mahalle içi didişmeleri, sıcak aile bağlarını ve gizli kapaklı aşkları okumaktan keyif alanlar için oldukça akıcı bir alternatif. Bakalım Mahira ve Sancak, o sert abi barikatını aşıp aşklarını gün yüzüne çıkarabilecekler mi?
Bu tarz geleneksel mahalle dinamiklerini ve sahiplenici karakterleri sevenlerin şans verebileceği bir roman!
Binnur Şafak Nigiz-mənim ən sevdiyim yazıçılardan biridir. Qələmindən tutmuş kitabların qabaqlarına qədər gözəldir(Məncə)
Gül kuyusu 1- yazıçıdan oxuduğum ən safe, sakit hüzurlu bir kitabdır çünki yazıçı xaos sevəndir kitablarda. Gülçehre çox gözəl və nə qədər böyük olsanda təmiz ola bilərsən hissini göstərir. Ona görə də kitaba 10/10verdim. Siz bəyəndizmi? Sizcə bir əskiklik var idimi? Binnur Şafak NigizGül Kuyusu 1
Gönülleri Fetheden Adam EDDAİNecati İlmen
Necati İlmen’in kaleme aldığı "Gönülleri Fetheden Adam: EDDAİ", salt bir biyografi kitabı olmanın çok ötesine geçen, arkasına aldığı güçlü tarihî rüzgârla okuyucuyu derin bir yolculuğa çıkaran muazzam bir dönem romanıdır. Eser, 472 sayfa gibi oldukça hacimli ve kalın bir yapıya sahip olmasına rağmen, yazarın üslubundaki akıcılık sayesinde sayfaların nasıl aktığını fark ettirmiyor ve okuyucuya son derece keyifli bir anlatım sunuyor. Romanın temel odağında, Üstad Bediüzzaman Said Nursî hazretlerinin hayatı ve onun ilmek ilmek dokuduğu ölümsüz eseri Risale-i Nur külliyatı yer alıyor. Kitap, onun ömrünü adadığı imân davasını ve bu uğurda çektiği çileleri merkezine alırken, bu mübarek hayatı en ince ayrıntısına kadar, son derece detaylı ve kapsamlı bir anlatımla okuyucuya aktarıyor.
Eseri biyografik muadillerinden ayıran en ilginç ve hoş düşünülmüş özelliklerinden biri kurgu tekniğidir. Roman, biyografik bir çizgide ilerlese de aslında otobiyografik ve kurgusal bir döngüye sahip. Hikâye, bir sahaf dükkanında Risale-i Nur’un bizzat konuşmaya başlaması ve oradaki diğer kitaplara Bediüzzaman Said Nursi hazretlerini anlatmasıyla açılıyor. Romanın sonunda ise hikâye yine aynı sahaf sahnesine geri dönüyor ve Risale-i Nur konuşmasını bitirip susuyor. Bu metaforik anlatım, kitaba harika bir derinlik katmış. Ayrıca romanda mekanların ortaklığı üzerinden yapılan zaman geçişleri de çok başarılı bir şekilde kurgulanmış. Mekan aynı kalırken, zamanın bazen geçmişe bazen de Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin son dönemlerine kayması, iki farklı devrin aynı dekor içinde iç içe işlenmesini sağlıyor ki bu da anlatıyı sıradanlıktan tamamen uzaklaştırıyor.
"EDDAİ", içinde buram buram tarih barındıran, olayların kronolojik ve şeffaf bir şekilde ele alınmasıyla öne çıkan bir romandır. Roman