Artı-değer üretimi emekçinin sömürülmesi, onun artı-emek zamanına el koyulmasını gerektirir. Artı-değer üretimi, aynı zamanda sermaye birikiminin de kendisidir. Sermaye birikimi, karşı kutupta proletaryanın kendini yeniden üretebilecek, açlıktan ölmeyecek durumda olması ile, ...sefaletin, yorgunluk ve bezgınligın, köleligin, bilinçsizligın, zalimligın, akli yozlaşmanın birikimi ile aynı anda olur" (K. Marx, Kapital, Cilt 1, S. 663)
Yukarıda anlatılanlar gerçekte aynı çelişkinin, kapitalizmin temel çelişkisinin kendisini açığa vuruş biçimleridir. Bu biçimlerden en sonuncusunu ele alıp proletaryanın yoksulluk içinde yüzmesi gerektiğini çıkartmak, tamamen statik düşünmektir. Özellikle gelişmiş (emperyalist) kapitalist ülkelerde işçi sınıfmın ne tükettiğine bakılarak onun burjuvalaştığını söylemek ise, tümüyle sınıf kavramının Marksist anlamını bir yana itmektir. İşçi sınıfının devrimci rolü sınıfın yoksulluğu ile ilgili değildir. Tersine toplumsallaşmış üretim araçlarının bizzat kullanıcısı olması ile ilgilidir. Aynı çerçevede üretim araçlarından yoksun olması ile ve kendi egemenliğinin bir başka sınıfı sömürmeye, dayanmaması nedeniyle bu tarihsel rolü oynayabilir. Yani sınıfa bu tarihsel rolü bizler biçmiyoruz. Biz bu tarihsel rolü, yerine getirebilecek sınıfın işçi sınıfı olduğunu söylüyoruz.
❝ Hislerini belli eden budalaların, duygularını kontrol edemeyenlerin, hüzünlü hatıralara dalanların ve kolayca tahrik edilmelerine izin verenlerin —başka bir deyişle, zayıf insanların— onun güçleri karşısında hiç şansı yoktur!..❞