gilliamsbird

gilliamsbird
@gilliamsbird
Bir Gün Ki - Edip Cansever
Belirsiz olan ne? Ölülerden Boşalan yeri doldurur doğa Yansır beyaz hayvan kemikleri, taşıllar Yok oluşun içinde İri bir yengecin sırtı arasıra. Ben ki yengeçleri bilirim daha çok. Birini Yıllar var unutamadım Dönüp duruyordu bir taşın etrafında Sanki bir hırçınlıktan damıtılmış ya da bir sıkıntıdan Ve geçer gibiydi tekrar bir başka sıkıntıya Gömüldü kumlara iyice, şöyle bakındı Gördüm kendi büyüsüyle keserken kıskacını O gün bugündür anladım ağrıyı, taşıdım da. Büyüdür ölüm, külrengi harcıdır sonsuzluğun Bir vahşet gibi yaratılır orda umut Gerer kayalar kaburgalarını Katırtırnakları arasında Arabalar biter, atlar birikir Bir tanrı gelir belli belirsiz, ne kadarlık bir tanrıysa Büyüdür çünkü ölüm Külrengi harcıdır sonsuzluğun. Gerçi kurnazdır doğa, alımlıdır da Her gün biraz olsun geri verir aldıklarını Sızar kentlere, evlere, dölyataklarına Bir gün ki ölü bulmuştum kendimi, korkmuştum Öyle bir yok olma saatinde, bir kuytuda Sanırım boynumdaki bu yara izi ondan
Reklam
Kişinin yaşamı, uzaklıklar ile yakınlıklar arasında yürür : kişi, ne yaparsa yapsın, hep, ya, birşeylere —birilerine-yaklaşıyor, ya da bişeylerden — birilerinden— uzaklaşıyordur — hiçbirzaman, biryerde —birileri ile birlikte, duruyor değil : hep yürüyor.. Bu bilinç, zor. Canlı tutması, zor : nelerden —kimlerden-uzaklaştığını —uzaklaşmakta olduğunu— düşününce, ki-şi, neleri —ne çok kişiyi— yitirdiğini anlar — gittikçe, daha fazla... Ama, o, şimdi uzaklaşmakta olduklarına bir-zamanlar ne denli yakın olduğunu düşününce de, neleri —ne çok kişiyi— kazandığını anlar. Garip bir dengedir bu: Yaşadığı yakınlıklar ve uzaklıklar —yakınlaşmalar, uzaklaşmalar—, kişinin yaşamında karşı karşıya gelerek, hem bir yoğun çelişmeler yumağı, hem de bir uzun uyumlar dizisi oluşturur:-
Oysa, olmuyordur!... Ama, kabullenmez bunu : olmalıdır; olmalımış; olma-lımıştır!... Dili de, gerçekliği de, zorlar. *** Sonra, ben boyuneğerim (iki durumda da...); ama o, hiç ödün vermez — takırdatır durur kıskacını, herz manki gibı... *** Çünkü, o, zamanın dışında bir varoluş sürdürüyor galiba. Zaman ne yıpratıyor onu, ne de eskitiyor (oysa benim yaşlanmam...) : bengi bir 'gençlik' içinde, yönelimlerini, arzularını, özlemlerini —hayallerini— canlı tutuyor, sür-dürüyor, gerçekleşmelerini bekliyor — benden...
Geçmişinden şimdisine —'şu an'ına— uzanan bir yolu katetmiş olmanın bilinç içeriği; bulunduğu bu 'şimdi'den ileriye, bilinmeyen bir yönde, bir yola açılmakta olmanın bilinç içeriğine, bitişmiştir. Gelmiş; durmakta; gidecek, olması —üç ayrı bilinç boyutu—, bu yoğun noktada çakışmıştır. Hic et nunc : bu çok yalın görünen formül aslında, yaşamın tam bir çözümlemesinin verebileceği son/en temel ögedır: Her yaşam, belli bir anda belli bir yerde bulunmalardan oluşur: "Şimdi, burada" nitelemesi, içeriği ne olursa olsun, her yaşam anında eşit geçerlilik taşıyan bir saptamadır. Ama bu demek değildir ki yaşam hic-nunc 'atom'larının bir top-lamıdır; tabiî ki, süreler, aşamalar, dönemler vardır yaşamda — bir noktadan bir noktaya katedilen yollar, belirli sayıda yıllar süren oluşumlar, ancak bir aşamanın tam olarak katedilmesiyle açılabilen yönler — bir sürekli yürüyüş... Ama, böyle bir yürüyüş olan yaşam içindeki bilinç anları, yürüyüşün soluklanma anları, araları, duraklarıdır — durulduğunda bilinçlendirilir yaşam yürüyüşü ancak...
Seyircinin hoşuna gitmeye çalışmak, zevklerini hiç eleştirmeden benimsemek, seyirciye saygı duymamak demektir. Bu seyirciden parasını istiyoruz, ama sanatın yüksek örneklerini sunarak onu eğitmiyoruz; eğittiğimiz, öbür sanatçılar; onlara para nasıl kazanılını öğretiyoruz. Eh, seyirci de kendinden hoşnut, kendini haklı görerek -çoğu kez son derece göreli bir haklılıktır bu- var olmayı sürdürür. Seyirciye kendi değer yargılarına karşı eleştirel olma özelliğini kazandırmamak demek, onu hiç umursamamak demektir.
Reklam