Gökyüzünün masmavi derinliğine bakarken ciğerlerinize dolan o serin havanın aslında ne kadar büyük bir lütuf olduğunu hiç düşündünüz mü? Bazı hikayeler vardır; bittiğinde bile zihninizde gri bir sis bulutu bırakır. Tıpkı gerçeklerle yalanların birbirine girip her şeyi bulanıklaştırdığı o devasa beton mezarların hikayesi gibi...
“Gerçekler ile yalanlar siyah beyazdılar ve birbirlerine karıştırdıklarında her şeyi griye boyayıp anlaşılmaz kılıyordular.”
Zamanın Ötesinde Bir Aldanış
İnsanlık, her zaman avuçlarında sonsuz bir vakit varmış gibi yaşar. Hiç kimse durup da kum saatindeki o son tanelerin ne zaman düşeceğini sormaz. Bu hikayede de zaman, bir kurtuluş değil, yüzyıllara yayılan bir hapis cezasıydı. 50 devasa silonun temelleri atılırken, kimse bu sığınakların aslında dünyanın sonunu getiren el tarafından inşa edildiğini bilmiyordu. "Dünyayı kurtarmak" adına gökyüzünden yağan o zehirli ölüm tozları, insanlığı yerin kat kat altına mühürlediğinde, geriye sadece paslı duvarlar ve gri bir belirsizlik kaldı.
Bir Mimarın Trajedisi: Donald’ın Sessiz Çığlığı
Bu karanlık labirentin içinde kalbinizi en çok sızlatan figür ise Donald oldu. Kendi elleriyle, her bir vidasını ve koridorunu titizlikle tasarladığı o devasa yapının, aslında kendi tabutu olacağını bilmeden çalıştı. İsimlerin silindiği, anıların dondurulduğu bu sistemde o artık sadece Troy idi.
Zihninin bir köşesinde "unutabilmenin" karanlık ustalığını barındıran Donald, gerçeği bilseydi ne yapardı? O soğuk çelik levhaları perçinlerken, sevdiği her şeyin üzerine çökecek olan o zehirli bulutları hayal edebilir miydi? Belki de olayların seyrini değiştirecek o cesareti bulurdu, kim bilir... Ama o, gerçeği bilmeden kendi esaretini inşa etmeye devam etti.
“Unutabilmeyi dilediği şeylerde bir uzmandı o.”
Gökyüzüne