Kendisi evrenin amansız yasalarına nasıl tabiyse, o da tabiydi. Hayatını sürdürmek için yemek yemesi gerekiyordu; ayaklarını ıslatırsa üşütürdü. Ama asıl mesele bu değildi. Ruth, eğer açlığı ve susuzluğu, sıcağı ve soğuğu hissediyorsa, aşkı da hissedebilir, yani bir adama âşık olabilirdi. Eh, Martin de bir adamdı. Neden o adam olmasındı? "İşleri iyi etmek benim elimde," diye hararetle mırıldandı. "O adam ben olacağım. Kendimi o adam haline getireceğim. Her şeyi iyi edeceğim.
Abbas Sayar - Yılkı Atı
Yılkı Atı’nı okudum. Bozkırda geçen kitapları da başrolünde hayvanların olduğu kitapları da çok severim. Bu kitapta ikisi de olduğu için kitap çok ilgimi çekti. Çok sevdiğim birisi de okumak istediği kitaplardan birisi olduğunu söyleyince eş zamanlı olarak okuduk.
Kitap, Dorukısrak adlı eski bir yarış atının zamanla hızını ve gücünü kaybettikçe gözden düşmesini, ilk başta yük hayvanına dönüşmesini sonra onu da yapamamaya başlayınca gözden çıkarılarak kış vaktinde doğaya salınmasını anlatıyor.
Dorukısrak’ın bu süreçte başından geçenler hem kendi gözünden hem de insanların gözünden anlatılıyor. Bu yüzden okuması güzel bir kitaptı. Ayrıca daha önce Yılkı atlarını duysam da detaylarına vakıf değildim, bu kitap sayesinde bunları da öğrenmiş oldum, bu sayede kitabın benim için öğretici bir tarafı da oldu.
Kitapta köylü karakterlerin diyalogları çok başarılı bir şekilde yansıtılmış, kendimi onların yanında hissettim ve öyle konuşmak istedim. Betimlemeler de güzeldi, gözümde canlandırabildim. Kısa bir kitap olduğu işin kurgu biraz zayıf kalmış ama ona da yapacak bir şey yok.
Kitabı genel olarak beğendim ve okunmasını tavsiye ederim.