9/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 23:41
Blake Crouch’un Karanlık Madde’sini bitirdiğimde, elimde sadece sürükleyici bir bilimkurgu değil, aynı zamanda insanın kendine sorabileceği en ağır sorulardan birini bırakan bir metin vardı: "Peki ya o kararı verseydim, hayatım nasıl olurdu?" Hikaye, kuantum mekaniğinin o meşhur "çoklu dünyalar" teorisini merkeze alıyor. Başkarakterimiz Jason Dessen üzerinden, hayatın aslında bir dizi "yol ayrımı" olduğunu çok sert bir şekilde yüzümüze vuruyor. Crouch, teorik fizik ve aksiyonu öyle bir harmanlamış ki, kitap boyunca sadece bir karakterin peşinden koşmuyor, kendi gerçekliğinizi de sorgulamaya başlıyorsunuz. Kitaba dair öne çıkanlar: Tempo: İlk sayfadan itibaren temposunu hiç düşürmeyen, adeta bir "sayfa çevirtici". Bir noktadan sonra okumayı bırakmak imkansız hale geliyor. Felsefi Derinlik: Sadece bir aksiyon romanı değil. "Yaptığımız seçimler mi bizi biz yapar, yoksa sadece potansiyellerimiz mi?" sorusunu çok kişisel bir boyuta indirgiyor. 10 yıllık bir evlilik, bir kariyer, bir baba olma sorumluluğu; bunların hangisi "gerçek"? Karakter Gelişimi: Jason’ın, kaybettiğini sandığı hayatına geri dönme çabası, okuyucuyu duygusal olarak da içine çekiyor. Son söz: Eğer türler arası sınırları aşan, okurken hem nefesinizi kesecek hem de bittiğinde elinizde kahvenizle "Acaba şu an hangi versiyonumu yaşıyorum?" diye dalıp gitmenize neden olacak bir kitap arıyorsanız, Karanlık Madde kesinlikle doğru tercih. Kendi hayatındaki "yol ayrımlarını" düşünenler için kaçırılmayacak bir deneyim.
Alıntı
Karanlık MaddeBlake Crouch · Doğan Kitap · 2018408 okunma
3/10
·168 syf.··
2026 19. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 02:47
3/10 Bugün, yeni bir yazarla tanışacak olmanın heyecanıyla elime aldığım ama ne yazık ki ciddi bir hayal kırıklığıyla bitirdiğim bir kitapla geldim: Toshikazu Kawaguchi’den "Elveda Demeden Önce". Aslında bu kitabın dünyaca ünlü bir serinin parçası olduğundan bile haberim yoktu, kapağında görünce öğrendim. Niyetim popüler bir serinin gölgesine sığınmak değil, edebiyatta tamamen yeni bir kapı aralamaktı. Ne yazık ki araladığım bu yeni kapı, arkasında derinlikli bir dünya yerine büyük bir yapaylık barındırıyormuş; bu yüzden kitaba puanım net bir şekilde 10 üzerinden 3. Kitapta bana az da olsa dokunabilen tek yer baba-kız hikayesi oldu diyebilirim; gerçi orada da kız karakterin tavırlarına epey kızdım. Onun dışındaki diğer üç hikaye bende ne yazık ki hiçbir duygu uyandırmadı. Kitabın en büyük problemi, her bölümde temasal olarak tamamen aynı döngünün etrafında dönüp durması. Zaman yolculuğunun kurallarının her bölümde en baştan, defalarca tekrar edilmesini bir yere kadar anlıyorum; yazar her seferinde bunun yeni bir hikaye olduğunu hatırlatmak istemiş olabilir. Ama bunu yapana kadar keşke hikayelerin gidişatına biraz el atsaydı, kurguyu derinleştirseydi diye düşünmeden edemedim. Hikayenin geçtiği kafenin sahipleri ve çalışanları ise o kadar mesafeli ve tabiri caizse "buzdolabı" gibilerdi ki... Sıcak, samimi, "bizden" olan hiçbir duygu barındırmıyorlardı. Okurken kafamda sürekli şu soru belirdi: Bu seri nasıl bu kadar çok okunmuş? Serinin diğer kitaplarını okumadım ama eminim ki onlarda da tek bir olay üzerinden sadece kişiler değiştirilerek aynı şeyler anlatılıyordur. Kısacası; kendini sürekli tekrar eden kurgusu, yorucu kural tekrarları ve insanı içine çekmekten uzak, soğuk karakterleriyle benim için edebi derinlikten çok uzak, ticari bir tekrardan ibaret kalan, oldukça
Elveda Demeden ÖnceToshikazu Kawaguchi · Epsilon Yayınevi · 2025604 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
6/10
·128 syf.··
2026 40. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 23:00
Atları da Vururlar adlı kült eser, Büyük Buhran Amerikasında geçiyor. Halk yoksul, gariban çaresiz. Yeni tanışmış çiftimizin, çift diyorum ama aralarında romantik bir ilişki yok, kalacak yerleri hatta yiyecek yemekleri bile yok. Bu çaresizlik içindeyken, bedava yemek ve yatak imkanı sunan bir dans yarışmasına katılıyorlar, kazanana da para ödülü var. Fakat dans yarışması çok insanlık dışı, durmaksızın dans ediyorlar, sadece 2 saatte bir 10 dakika molaları var, bu molada uyuyup duş alıp vs ne ihtiyaçları varsa gidermeleri isteniyor. Kitabın başında çocuğun kızı öldürmekle yargılandığını öğreniyoruz ve o noktaya nasıl gelindiğini okuyoruz. Kitapta alt ve üst kesim arasındaki keskin sınırı görüyoruz, dans yarışmasına katılan insanların adeta sirkte gibi seyirciyi eğlendirmesi, para edecek ne varsa yapması isteniyor. Burada sağlam bir sistem eleştirisi var aslında. Kapitalist sistemi anlatıyor bize. Bu durumun eski çağlardaki kölelik sistemiyle bir farkı yok aslında, insanların çektiği işkenceyi izlemek için bilet satın alıyorlar. Bir yandan da izlemeye gelen insanların ahlaksızları da bize gösteriliyor, bu şova gelmeleri, sponsor olmaları, para ödülleri koymaları gibi ahlaksızlıklar yetmezmiş gibi bir de aralarında türlü suçlar da işleniyor. Adamın kadını öldürmesi konusunda şöyle düşünüyorum, istese kadın intihar edebilirdi ama bir noktada cesareti buna yetmiyordu, nitekim adam da bunu düşünebilirdi, sonuçta cinayet işlemek basit bir eylem değil sonuçlarını biliyordur. İşin ucunda idam cezasına çarptırılacağını biliyorsa eğer hayata karşı aynı hevessizlikten adam da olabileceğini düşünüyorum fakat daha öncesinde ileriye yönelik planlar yapıyor olması beni bu konuyu sorgulamaya itti. Büyük Buhran’da insanların neler yaşadığını, kapitalist sistemin bizi nelere ittiğini
Atları da VururlarHorace McCoy · Dedalus Kitap · 2026441 okunma
Cehennem Çiçeği -Alper Canıgüz
8/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 22:57
Devinimin olduğu yerde ışık, ışığın olduğu yerde kaçınılmaz biçimde gölge vardır. Hayat ışıkla mümkünse de, hayatın anlamı gölgelerde saklı durur. Sözcükler, suskunluklar, şarkılar, ağıtlar,yeminler,ihanetler, kahkahalar, gözyaşları, sevinçler,hayal kırıklıkları ve yüzler... En çok da yüzler. Neden söz ettiğimi biliyorsunuz. Bütün aşklar küllenir,bütün babalar ölür, bütün hikayeler biter. Birinin, yıkıntıların nöbetini tutması gerekir;işte o yüzden,biri hariç,bütün çocuklar büyür. Gölgesini kaybeden insan,gölgenin kendisine dönüşür. Bir kamu davasının ikinci kitabı Cehennem Çiçeği kitabı,5 yaşındaki Alper Kamu'nun amcası ölmesiyle kitabımız başlıyor. Bir yandan ise mahalleye yeni taşınan ailenin on iki yaşındaki oğlu Ümit,engelli kardeşi Mehmet'i boğarak öldürdüğünü itiraf ediyor. Fakat Alper buna inanmıyor ve olayın peşine düşüyor. Alper Kamu'nun hareketleri ve verdiği cevaplar yer yer beni güldürdü.İlk kitaba göre yavaş başladı benim için ama konu ilerledikçe akıcı bir şekilde okudum.Kitabın içerisinde sadece bir cinayeti okumuyoruz. Yasak aşklar ,kardeş katili,namus cinayeti ve dahasini görüyoruz. Bunlarla ilgili çarpıcı ve güzel detaylar var. Mehmet'i öldüren kişiyi öğrenince hem üzüldüm hem sinirlendim. Yine sorumsuz bir aileyi okuyoruz.Özellikle kitabın sonunda beklemediğim bir detay okudum. Sevgisiz evlilikler ,yitip giden hayatlar... Yazarın üçüncü kitabı olan Kıyamet Parkı'nı kitap kulübümüzde temmuz ayında okuyacağız. Kitaba puanım:8/10
Cehennem ÇiçeğiAlper Canıgüz · April Yayıncılık · 20137,8bin okunma
9/10
·142 syf.··
Beğendi
·
2026 63. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 22:12
Baek Sehee, devamlı üzüntü, kaygı ve şüphe duyma halindedir ve aynı zamanda çevresine karşı da yargılayıcıdır. Bütün bu olumsuz durumlara son vermek için psikiyatriste gider ve çözüm yolu aramaya çalışır. 12 haftalık bir süreci kaydeder. Kitapta psikiyatr ile diyaloglarına ver vermiştir. Bence bu kitabı okurken kendinizi de görebilirsiniz. Çünkü bunlar hayatın içinden. Herkesin hayatı mükemmel olmayabilir ama iyileşmek için çabalamak da bizim elimizdedir. Yeter ki isteyelim. Kitabın devamı serisini de okuyacağım. Gayet güzel ve akıcı bir kitap okudum. O yüzden kitaba puanım 9/10 :)
Ölmek İstiyorum ama Tteokbokki de Yemek İstiyorumBaek Se-hee · Nova Kitap · 20248,5bin okunma
5/10
·128 syf.··
2026 21. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 15:02
5/10 Bugün, bittiğinde beni kelimenin tam anlamıyla kocaman bir kafa karışıklığıyla baş başa bırakan bir kitapla geldim: Richard Brautigan’dan "Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek." Kitaba puanım 10 üzerinden 5 ama işin aslı, bu kitabı tam olarak sevdim mi yoksa sevmedim mi ben de bilmiyorum! Önce sevdiğim noktalar ne onlara bakalım. Kitabın içinde beni yakalayan çok tuhaf bir atmosfer vardı. 12 yaşındaki bir çocuğun cebindeki son parayla hamburger yerine bir kutu kurşun alması ve o kurşunun hayatını sonsuza kadar değiştirmesi, yani o büyük pişmanlık duygusu bana çok net geçti. Hatta okurken kendi hayatımı, bugüne kadar yaptığım tercihleri düşündüm; "Ben neyin yerine neyi tercih ettim, o gün başka bir şey seçseydim hayatım nasıl olurdu?" hissini bana kesinlikle yaşattı. Yazarın o çocukluk anılarını anlatırken kullandığı dil gerçekten çok samimiydi. Peki o zaman neden 5 puan? İşte beni o arafta bırakan kısım burası. Hikayeyi merak etsem de bazı noktalarda çok ciddi bir eksiklik, bir şeylerin tam tamamlanamamış olması hissi beni rahatsız etti. Kitaptaki o aşırı melankolik hava ve sürekli aynı pişmanlığın etrafında dönüp duran kurgu bir süre sonra beni yordu. Hikaye düz bir çizgide ilerlemediği için o ilk baştaki büyü biraz bozuldu ve metinle arama mesafe girdi. Ne tam olarak içine girebildim ne de tamamen kopabildim. Kısacası; bana kendi hayatımı sorgulatacak kadar güçlü bir pişmanlık hissi veren ama kurgusundaki o yarım kalmışlık ve eksiklik hissiyle de beni tam anlamıyla tatmin edemeyen, çok tuhaf bir okuma deneyimi oldu. Her zaman söylediğim gibi kitapla ve sevgiyle kalın :)
Yani Rüzgâr Her Şeyi Alıp GötürmeyecekRichard Brautigan · Epona Kitap · 2026145 okunma