Süper bir fikir, çok emek, çok güzel bilgiler. Okurken tabi sinirlendiğim, yükseldiğim anlar çok oldu :) Okuduğuma memnunum. Medusa Yayınlarından farklı bir yayınevi bu kitabı basmamalıydı :)
Araştırmacı yazar Hüseyin Tuncer 'Yedi Mesaleciler' adlı çalışmasında, yaklaşık 100 yıl öncesine giderek, "Yedi Meşale' adlı ortak kitaplarıyla edebiyat dünyasında yankılar uyandıran Yedi Meşale topluluğunu, ilk kez bir bütün olarak ele almaktadır. Edebiyatımızda 'Yedi Meşaleciler' diye anılan şairleri (Muammer Lütfi BAHŞİ, Sabri Esat SİYAVUŞGİL, Vasfi Mahir KOCATÜRK, Cevdet Kudret SOLOK Yaşar Nabi NAYIR, Ziya Osman SABA ve topluluğun tek hikâyecisi olan Kenan Hulûsi KORAY'ı) hayatları, edebî şahsiyetleri, eserleri ve eserlerinden seçmelerle tanıtmaktadır.
TUNCER, diğer eserlerinde olduğu gibi, bu kitabında da çok sayıda kaynağa başvurmuş ve her sanatçıyla ilgili kaynakça vermiştir. Cumhuriyet devri Türk edebiyatında, ilk edebi topluluk olarak beliren Yedi Meşaleciler'i dikkatli bir çalışmayla okuyucularına sunmaktadır.
Bu eser, konuya ilgi duyanların, başvuru kaynağı niteliğindedir. Her kesimden okuyucuya seslenen değerli ve güvenilir eserdir.
İlk defa bir kitaba inceleme yazıyorum.
Öncelikle uzun bir aradan sonra tekrar fantastik okumaya başladığım için bu kitap bana resmen şifa gibi geldi. Hatta bu serinin ileride çok değerleneceğine inanıyorum. O yüzden şimdiden yerimi ayırtmış olmak bana ayrı bir keyif veriyor.
Kitabın henüz Türkçe çevirisi yok. Ben İngilizce okudum ve dili oldukça akıcı, rahat okunuyor; bu konuda içiniz rahat olsun. Bu, yazardan okuduğum ilk kitaptı ama yarattığı dünyayı, karakterlerin hikâyelerini ve özellikle Aris ile Raker arasındaki uyumu çok sevdim. İhtiyacım olan enemies to lovers tam olarak buymuş dedirtti.
Yazarın diğer serisini okuduysanız diye minik bir not bırakayım: Kendisi bu serinin daha karanlık ve daha spicy olacağını söylemiş. Bunun sebebi de bu serinin, tam anlamıyla yazdığı ilk yetişkin romanı olması.
Kitap oldukça akıcıydı; hiçbir noktada kitaptan kopmadım. Sadece olayların bu kadar art arda yaşanması yer yer biraz yorucuydu (karakterin bela paratoneri olması bazı sahnelerde gereğinden fazla hissediliyor). Yan karakterlere de biraz daha yer verilebilirdi ama ikinci kitapta bunu telafi edeceğini düşünüyorum. Üstelik ikinci kitap da bu yılın sonunda çıkacak, yani devamı için uzun süre beklemeniz gerekmeyecek.
Aşağısı belki biraz spoiler.
Kitap boyunca “Oldular, olacaklar, allah kahretmesin, yine olmadılar” diye çıtırdan kafayı sıyırmalı, son 100 sayfada ise “NOLUYORUZ NE DİYORSUN SEN NASIL YANİ” diyerek soluksuz okumalı, oldukça keyifli bir deneyimdi benim için. Yazar finalde gerçekten iyi bir plot twist bırakmış. Henüz internette yeterince spoiler dolaşmıyorken okumanızı tavsiye ederim.
Kitapta geçen yerler Kırgızistanda olmasına rağmen o kadar yakın ve o kadar tanıdık geliyor ki sanki 100 yıl önce Türkiyenin kurulmadan önceki dönemlerinde savaş geresinde olan ailelerde yaşanan şeyleri anlatıyormuş gibi geldi bana çok yakın ve samimi hissetim ailelerin yaşadıkları olsun sultanmuratın yaşadığı başarma hissi fazlasıyla tanıdık geldi insanı içine alan bir kitap bence
öncelikle bu evreni çok seviyorum. evrenin havası, işlenişi çok güzel. birinci kişi ağzından, akıcı bir yazım diliyle anlatılıyor her şey. kitabın başında sürekli bir belirsizlik içinde olup oradan oraya savruluyoruz, bu bir noktadan sonra okurken sıktı. yine de ilerlemeye devam edince -300lü sayfalarda- olaylar ilerlemeye başladı ve kitap akıcı bir hâle geldi. su lorduna üzüldüm çoğu zaman, onun yalnızlığını hissetmek kötü hissettirdi. son 100 sayfasında yaşanan olaylar ise beni çok heyecanlandırdı. bu tarz kitaplarda güç savaşlarının olmasını seviyorum.
Eğer kendi çapımda her Türk gencinin okuması gereken kitaplar başlıklı bir liste hazırlamam gerekseydi kesinlikle bu listenin başlarına bu kitabı alırdım. Yıllarca Osmanlı'nın yıkılmasında en büyük etkene sahip olan ajanın Lawrence olduğu söylendi ve anlatıldı bize, nitekim payı da var lakin dönemin cinsiyetçi tavrını da düşünürsek Gertrude Bell'in Lawrence'dan çok daha ciddi ve kritik öneme sahip olduğunu fakat yeterince tanınmadığını anlamamız gerekir. (Kitapta da zaten bu konuya değinilmiş.)
Kitapta Gertrude Bell'in hayatı ve faaliyetleri ciddi bir şekilde ele alınıp inceleniyor fakat sanılanın aksine eser sadece bir biyografi kitabı değil. Dönemin Orta Doğusu, Osmanlı Devleti'nin son dönemleri, İngilizlerin Orta Doğu üzerindeki emelleri, dönemin Arap Şeyhleri ve aralarındaki iletişimler, Türklerin ve Osmanlı'nın bölgedeki durumu, Kürt meselesi, Kral Faysal ve Irak da ciddi şekilde kaleme alınmış. İngilizlerin Orta Doğu'yu adım adım nasıl parçaladıklarını ve sömürge haline getirdiklerini çok net bir şekilde görebilirsiniz. Kitabı okuyup bitirdiğinizde 100 yıl önce Orta Doğu'da yapılanların bugün hala farklı piyonlar üzerinden aynı şekilde ülkemizde ve bütün Orta Doğuda uygulandığını görüyorsunuz. Günümüz Orta Doğusunu da anlamak için güzel bir eser.