7 Ekim ve Gazze Savaşı inanılmaz bir turnusol kağıdı oldu. Son birkaç yüzyıllık dünya sisteminin nasıl işlediğini ortaya döktü. İsrail, tarihinde ilk defa evinde vurulduğunda ve acziyete düştüğünde hemen yardımına koşan ABD, İngiltere, Fransa, Almanya vd. oldu. Neyi gördük? İsrail, İsrail'den ibaret değilmiş. 100 yıldır başarısız olduğu için küçümsediğimiz. hatta yaşadıklarını Osmanlı'ya ihanetlerine bağladığımız o Filistinliler, meğer sadece israille değil, dönemin süper güçleriyle de mücadele yürütüyormuş. Batının büyük güçleri şu an İsrail'e sadece silah ve para vermiyor; aynı zamanda asker ve danışman da gönderiyor. Bir avuç Gazzeli tam abluka altında bütün bunlarla savaşıyor. Problem bundan ibaret de değil. Mısır İstihbaratı Gazze’ye giren her tırdan işletme ücreti adı altında 5.000 dolar rüşvet alıyor. Gazze'den çıkmaya çalışan çaresiz Filistinlilerden hızlandırılmış vize kolaylığı adı altında 4.500 ile 10.000 dolar arasında para istiyor. Dolayısıyla Gazzelilerin acılarını istismar edip cebini dolduran, onların açlığından ve acılarından doğrudan sorumlu olan işbirlikçi bölge rejimleri de var. Mısır’ın 2006'dan beri Gazze'ye ablukanın ve kuşatmanın ortağı olduğunu hatırlayalım. GAZZE GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DİRENİŞİN TOPRAĞI / Sayfa 138
"Ağaçları tanıdıkça, sabrın ne olduğunu anlıyorum. Çimenleri tanıdıkça, ısrarın kıymetini biliyorum." Hal Borland
Sayfa 239·Kitabı okuyor
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"En büyük zayıflığımız vazgeçmektir. Başarının en kesin yolu her zaman bir kez daha denemektir." Thomas A. Edison
Sayfa 232·Kitabı okuyor
"Zamanla her şey parçalara ayrılıp ilk haline geri döner." Richard Carlson
Sayfa 227·Kitabı okuyor
Cumhuriyet rejimi Ermenilerin sosyal konumunda bir değişiklik yarattı mı? Evet, kötüye doğru. Sürgün ve soykırımın bazı sonuçları elbette 1923'ten sonra da hissedildi, o anlamda bütün kabahati Cumhuriyet yönetimine yüklemek haksızlık olur. Fakat Cumhuriyete miras kalan 100 bin kadar Ermeni açısından 1923 sonrası tam bir kâbustur. Tek Parti döneminde Ermeni toplum kurumları ağır devlet baskısına uğradılar; çok sayıda okul, gazete, yayınevi, kültür kurumu kapatıldı; vakıf mallarına el konuldu. Mülk ve işyeri sahipleri gerek devletin, gerek siyasi ortamdan faydalanan fırsatçıların şantaj ve zorbalığına maruz kaldılar. Anadolu Ermenileri kimliklerini saklamaya ya da yurtlarını terk edip İstanbul'a göçmeye zorlandılar. Ayakta kalabilenlerin çoğu 1942'de Varlık Vergisi ile çökertildi. 1943'te yirmi iki sınıfın askere alınma bahanesiyle Kütahya'da toplama kampına gönderilmesi Ermeni ailelerini büyük psikolojik yıkıma uğrattı. Demokrat Parti döneminde baskı biraz gevşer gibi olduysa da 1955'te Rumlara yönelik 6-7 Eylül pogromu umutları bir kez daha söndürdü. 1960'larda Tek Parti yıllarının baskı politikalarına geri dönüldü; ileri gelen Ermeni iş adamları devlet tarafından Mafyavari yöntemlerle iflasa itildi, mal varlıkları yağmalandı. Silahlı Kuvvetlerde Ermeni gençlere yönelik sistemli bir yıldırma politikası izlendi. 1970'lerin anarşi ortamında Ermeniler hem milliyetçi ve dinci sağın hem kendine "sosyalist" diyen solun hedefi oldular. 1980'lerde devrin diktatörü Kenan Evren her gün televizyonlara çıkıp Ermenilere hakaretler yağdırdı. İşlerin biraz rahatlaması Özal dönemindedir. Ermenilerin ilk kez kendilerini gerçek anlamda vatandaş hissetmeye başlamaları ise 2000 sonrasında mümkün olmuştur.
Sayfa 124 - Liber Plus Yayınları / Ermeniler kitabı notları / Mart 2010
Düşünce
Bölüm 4
Kodlanma duygulara karşı duyarlılığı arttırdığı için iki kişiye sebep olur: Birincisi normalde yaşanmayacak yahut yaşanıp geçilecek duyguları davet eder. İkincisi yaşanan duyguların yaşanma sıklığını ve şiddetini artırır. Böylece besleme ve pekiştirme yoluyla kalıcılık sürecini uzatır. Bir diğer kodlama olumlu düşünce olumsuz düşünce kodlamasıdır. Bir düşünce neden olumludur diğeri olumsuzdur ki? Her tekrarlanan düşünce takıntı demek midir? Sevdiğimiz kız zihnimizde günde 100 kez dolaşsa bu takıntı olmaz ama sevmediğimiz bir insan aklımıza 5:10 kez gelince ona takıntı dileriz! Takıntı klinik tarifi şudur: olumsuz bir düşünce zihnimize istemsizce ve sık sık gelirse o düşünce takıntıdır. Burada üç kriter vardır ve üçü de bozuktur: Birincisi düşüncenin olumlusu olumsuz olmaz. Eğer düşünce düşüncedir. İkincisi istemsizce gelmesi kriteri. Bir düşünce zaten beynine çoğu zaman istemsizce gelir bu kriterle normalde düşünce beyin beynine istendi gelmeliydi. Bak seninki istemsizce geldi. O halde sorun var. Üçüncüsü sık sık gelmesi kriteri bir düşünce beyine illa sektörün uygun gördüğü sıklıkla gelmek zorunda mıdır? Beyin düşüncenin evidir. Bir düşünce kendi evini ister isteyerek ister istemsizce ister sık sık isterse sevmek gelir.
Sayfa 90·Kitabı okuyor