100 yıl sonra ne biz kalacağız, ne adımızı bilenler. Emekle kurduğumuz evlerde başkaları yaşayacak, bir servete mal olan arabalar başka ellere geçecek. Bizim olan her şey bir gün sahipsiz olacak. Torunlarımız bile adımızı zor hatırlayacak; bir fotoğraf, solmuş bir hikaye... Sonra o da sessizce kaybolacak.
İşte tam da bu yüzden, daha fazlasına koşmak ruhumu yoran bir acele. Asıl kayıp; sarılmayı ertelemek, sevmeyi sonraya bırakmak, hayatı sonraya havale etmek.
Kur'an ne güzel uyarır: 'Dünya hayatı, aldatıcı bir metadan başka bir şey değildir.' (Âl-i İmrân, 185)
Gerçek zenginlik çok şeye sahip olmak değil, az şeyle derin yaşamak. Bir yürüyüş, samimi bir dua, çocuğunun saçına kondurulan bir öpücük... Çünkü geriye kalan mal değil, izdir. Ve insan, ardında bıraktığı sevgi kadar yaşar.