Yalnızlık, bir hayalin peşinden koşup doyurulamayan arzular demekti. İşte bu yüzden, kalbin atması huzur duymaya yetmez, tırnaklar da yenirdi. Beyin dalgalarının ritmiyle tatmin olunmaz, sigara da içilirdi. Seks insanı doyurmaya yetmez, bacaklar durmadan sallanırdı.
Seks en başından beri, tek tek vücutların değil, türlerin hâkimiyeti altındaydı belki de. Görevini bitiren vücut hemen eski yerine geri dönmek zorundaydı. Mutlu olanlar doyuma... Üzgün olanlar umutsuzluğa... Ölme vakti gelenler ölüm döşeğine... Böyle bir aldatmacaya, aşkın doğal hâli adını koyup nasıl da saf saf inanagelmiştik.