Hayata karşı beslediğim bütün umut, uzun yıllar önce bir hastane odasında çoktan açlıktan ölmüştü. Dünyanın nasıl ya da kaç bucak olduğunu bir anda öğrenmiştim. Dünya kötü bir yerdi. Cildini ayrı, cibiliyetini ayrı sikerdi.
... Tık diye gitmişti kalpten, annem hep imrenilmesi gereken bir ölüm şekliymiş gibi söylerdi bunu; tık diye gitmiş, derdi hafif kederli, hafif gıpta eden bir sesle, tık diye gitmiş, tertemiz.
Bazı geceler, ben yine muhabbete fasıllardan girmiş, Müzeyyen Senar'ın tek damlasını bile dökmeden elinde çevirdiği rakı kadehine kadar devam etmiştim. Hoca da oradan pasımı alıp "Ne kadar uzağa gidersen git doktorum," demişti bir keresinde, " ya da ne kadar hızlı koşarsan koş, ipin nereye bağlıysa, onun etrafında dönersin. İster fizik de sen buna, ister hayat, bu işler böyle."
Ama sanki... Her şey daha kolay oluyor böyle yapınca, yazınca yani, yazınca, daha kolay tahammül edebiliyorum her türlü musibete, sanki harflere dökülünce, kötülükler ağırlıklarını kaybedecekmiş, hatta yok olup gideceklermiş gibi hissediyorum.