Shakespeare’in Soneleri, zamanın ötesinden fısıldanan bir kalp çarpıntısı gibiydi bana…
Aşkın, zamanın, kıskançlığın, güzelliğin ve ölümün karşısında insan kalbinin nasıl durduğunu anlatırken, her bir sone bir iç çekişin, bir yakarışın ya da sarsıcı bir yüzleşmenin yankısı gibi duyuluyor.
Adam, duyguların hem en zarif hem de en sert hallerini aynı dizelerde buluşturuyor.
Okurken sadece aşkla değil, varoluşla da yüzleşiyorsunuz.
“Aşk, gözle değil, ruhla bakar” derken (Sone 116), sadece bir duyguyu değil, bir bakış açısını da ölümsüzleştiriyor.
Bu dizelerde sevgi; bedenin geçiciliğine değil, ruhun sadakatine bağlanıyor bence.
Soneler, sadece bir edebiyat eseri değil, insan ruhunun ince kıvrımlarını anlayanlar için bir pusula gibi
Her okunuşta başka bir derinlik, başka bir yankı… Shakespeare’in kelimeleri zamanla yarışmıyor; onu yavaşlatıp anlamaya çağırıyor adeta…
Keyifle okuyun