Yürürken yazıyorum ,bulaşık yıkarken yazıyorum, annem seslenirken yazıyorum,en çok da etrafı izlerken yazıyorum ama sorun şu ki kafamda yazıyorum.O günden sonra da kafamda çok yazdım ama artık kağıda yazmam gerekti.
Dersane çıkışı gittiğim yolun kaldırımında kulağımda kulaklık etrafı izlerken oluyor her şey. Minik bir kedi çıkıyor kaldırımın kenarindaki yolda ve o sırada dikkatsiz seyir halindeki hızlı bir araba birden kediye hızlı bir şekilde çarpıyor.Kediye çarpıyor ama son anda kedi kendini sakatlanmaktan kurtaracak bir hamle ile ucuz atlatıyor cümlesini kuramadan kenara savrulan kediyi görüyor bu gözler. Araba bir kediye çarpıyor ve ben izliyorum.
Travma kedinin savrulduktan sonraki inilti ve acı içinde zıplamalarıyla başlıyor.Acı içinde kıvranan kedi bir yandan zıplıyor ,kaldirim kenarına vuruyor istemsizce kendini ,bir yandan gövdesinden sürekli sürekli kan akmakta...
Müzik duruyor,arabalar duruyor,insanlar yok oluyor ve ben gözümden akan yaşlarda onda kitleniyorum.Kitlenmiş gözlerimden akan yaşlar, titreyen vücut , ne yapacağını bilemeyen bir zihin... Bir kedi ,bir hayat gözlerimin önünde can çekişiyor ve ben kitlenmiş hiçbir şey yapamıyorum. Sonrası mı sonrası karıncalanmış bir ekran...
Sonrası bulanık...
Berbat bir günün başlangıcı.
Sonrası vicdan azabı,
Çaresizliğim yüzünden yardım eli uzatamadiğim bir hayatın yıllar sonra bir aksam yine aklımda canlanması.
Sonrası hepimizin ölümlü olması ve her an ölme ihtimalimizin olduğu gerçeğinin beynime çakılması.
Sonrası mı?
Sonrası o kedi öldü
ve sonrası yok.