Halkların tarih boyunca tanrısal inançlar, kehanetler, ihtişam, güç ve iktidar arzularının peşinden sürüklenirken yaşadıkları acıları açık ve etkileyici bir şekilde anlatan bir eser. Her kültürde farklı biçimlerde ortaya çıkan bu tutkuların, toplumları nasıl şekillendirdiğini ve çoğu zaman nasıl felaketlere sürüklediğini gösteriyor.
İnsanların yaşamı konusunda bildiğimiz her şey, yalnız özgürlüğün zorunlulukla olan belirli bir ortaklığından, yani bilinç ile aklın yasaları arasındaki ilişkiden başka bir şey değildir.
Yaptığı her davranış, söylediği her söz, ister yalan ister saçma olsun, çevresindekilerin alkışını ve takdirini toplamaya başlamıştı. Yalnız kendisi değil, kardeşleri, çocukları, hatta damatları bile olağanüstü itibar görmeye başlamıştı.