ömer

ömer
Yolunda ve uğrunda bir harfin kırk yıllık köleliğe bedel düşüncesiyle, acziyetini bilen, umut dolu; ama nefsi dingin, gönlü zengin bir hüvviyete talip olma edasıyla ve tüm kitaplardan bir kitabı anlamaya çalışma gayesiyle Bismillah
Kavram, aslında herhangi bir şeyin dil öncesi varlığını ifade etmektedir. "İnsan" Kelimesini kullansak da kullanmasak da insan diye bir şey var. "Kedi" kelimesini kullansak da kullanmasak da kedi diye bir şey var. İşte o dil öncesi varlığın kendisine kavram, o varlığın ismine yani o varlığa verilen ada da terim diyoruz.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅

ömer

, bir kitabı yarım bıraktı
Komisyon
8.6/10 · 62 okunma

ömer

, bir kitap okudu
10/10
·72 syf.·
33 günde okudu
·
2025 40. kitabı
İster bir fiilin, terkin,sözün, şekte dahil olmak üzere itikadın küfrüne hükmetmek demek olan mutlak tekfir olsun isterse belirli bir şahıs hakkında küfür hükmünün verilip, onun islam dininin haricinde ve kâfir olmasıyla ilgili muayyen tekfir meselesi olsun, bilinmelidir ki bu hükümler diğer şeriat ahkamları gibidir. Allah'tan kesin bir burhan olmadan bu mesele hakkında söz söylemek caiz değildir. Yani temiz İslâm şeriatının o meselenin hükmü üzerine açık ve net bir şekilde delâlet etmesi gerekmektedir. Kur'an ve sünnet naslarının ve manasının küfrüne hükmettiği bir mesele hakkında bu küfürdür ve her kim bunu yaparsa o kafirdir deriz. Bunu da hükmün beyanı ve o fiilden sakındırıp korkutma ve ondan caydırma cihetiyle yaparız. Sonra muayyen bir kişi eğer bu fiili işleyecek olursa, onun hakkında kâfir hükmü verebilmemiz için tekfirin şartlarının hâsıl olup, hükmün verilmesini engelleyici manilerinde ortadan kalkması gerekmektedir. İşte bu da muayyen tekfirdir.
Sayfa 52·Kitabı okudu
Bu evren içinde üstün kılınmış insan hem ayet, fakat aynı zamanda da ayet’i algılayan biri durumundadır. Yani burada ayet sürgit ayet değildir; mukayeseli diğer bir anlatımla burada A, kadim Grek zihninin kabûl ettiği gibi sadece ve salt A değildir. Dolayısı ile özne-nesne/ben-başkası ilişkisinde de nesne/başkası, aynı zamanda öbür dünyada özne/ben için şahitlik yapacak biridir; dolayısı ile salt nesne/başkası değildir ve bu ikisi arasındaki ilişki aşkın bir içerik (şahitlik) taşıdığı için önemlidir. Burada söylemeye çalıştığım, Müslümanın “başkası” ile kurduğu ilişki “kartezyen düşüncenin”/“demokratik zihnin” imkânları ile algılanamaz ve kurulamaz. Aksi halde İslâm’ın farklı olanın farklılığını koruması ilkesi ortadan kalkmış olur; bu ise İslâm’ın adalet ilkesiyle çatışacaktır. Netice olarak İslâm özne-nesne ya da ben/başkası ilişkisini farklı şekilde kurmaktadır. Bu sebeple İslâm ve kurmak istediği siyasal yönetim biçimi, modern demokratik gelenekte olduğu gibi birey değil, mümin; toplum değil, cemaat üstüne kurulmayı hedeflemiştir.